Arap baharında sisler dağılırken

Tarih, isyan ve devrimden hayır uman milletlerin inkisarından hıçkıran mazlûmların feryat ve iniltileriyle doludur.

Kuvveti elinde tutan zalimce başkaldırının neticesiz kalacağını bir asrı aşkındır haykıran Bediüzzaman’a kulak verilseydi, elbette Kandahar’dan Bingazi’ye uzanan coğrafyada Müslüman kanı sel olup, akmazdı…

İnsan nisyandan geldiğinden mi “balık hafızalı” oldu dersiniz?…Bizce Bediüzzaman’ın “tenvim” dediği, modern zamanların ise hipnoz olarak ifade ettikleri bir “aldatma” ile insanlık, hayatının en gafletli zamanlarını yaşıyor. Ekranlar, internet ve hemen hemen bir merkezden idare edilen “global medyanın “insanı bitirmeye çalıştığı zamanları yaşıyoruz. Hafıza şaşkın olsa bile, arşivler şaşkınlıkları giderip hipnozu da azaltabilir. Dört sene önce wikileaks sızıntılarının Julian Assange’ye aitmiş gibi gösterildiği zamanların tüneline girip 2014 baharına gelen insanlar, belki de hapsedildikleri labirentlerin farkına varacaklar. Çalık Grubu ile Katar Şeyhinin malları gibi gösterilen Sabah ve atv’nin içine düştüğü “havuzdan”, uçakla Bingazi ve Trablusgarp isyancılarının yardımlarına koşan kahraman hükümetimize kadar…Afganistan’da eğitim görmüş El-Kaide militanlarının Libya isyancılarının başkomutanlığına getirilmesinden, yine aynı adamların Antalya bölgesinde Suriye isyancılarını örgütlemelerine kadar…2014’ün baharından dönüp 4-5 senelik hadiselere bakanlar, medyanın o günlerde kahraman ilân ettiklerinin bugün “şakî”, bahar olarak takdim ettikleri isyanların birer “soykırım” ve Suriye’nin “dostları” olarak sahne tutanların ya “Müslüman düşmanı” ya da aldatılmış olduklarını dehşet içinde görüyoruz.

ŞUURSUZ ALETLER…

Baba Bush’un Kuveyt harekâtından günümüze gelen çizginin “şuursuz aletlerle” “hainleri” birbirinden nasıl ayırdığını görmek isteyenler, henüz mürekkebi kurumamış tarihteki kahramanlarını liste halinde yazsalar, kategorizeyi gözleriyle göreceklerdir. Hain için söyleyebileceğiniz fazla birşey olmamalı…Fakat cehaletlerinden, tecrübesizliklerinden, saftirikliklerinden, iktidar hırsının basiretlerini bağlamasından ve de beceriksizliklerinden “zalim dinsiz devrimcilere” alet olmuşların iyiden iyiye deşifre edilmeleri lâzım. Onların yaptıklarıyla birlikte teşhirleri, Müslümanları tarih önünde zillet utancından kurtaracağı gibi, istikbaldeki nesiller için de güzel dersler olacaktır.

Türkiye’nin şarkında seslendirilen “Kürt devleti”nin çekirdek olarak Mustafa Barzani’ye dayandırıldığını, çocukları ve takipçileri olan diğer başlarından birinin Irak’a Cumhurbaşkanı ve diğerinin ülkenin bir bölümüne Başbakan olmasını sağlayanların hepsi elbette “hain” değillerdi. Akılsız aletleri de unutmamak gerekiyor.

AKP hükümeti, demokratların Avrupa ve ABD ortaklıklarını doğru okuyamadı. Halkın iradesini onların tasallutuna siper edinen demokratların Batı siyasetlerini anlayabilseydi, elbette şuursuz âlet derekesine düşmezdi. Amerika ve Avrupa’yı hiç tanıyamadığından; sefih ve dinsiz neocon ve neoliberal devrimcilerin kucağına düştüğünü daha yeni yeni anlamaya çalışıyor. Neoconların NATO ve Beyaz Saray içindeki elemanları ile tweetlerin başına oturmuş neoliberallerin; Türkiye iktidarının başına taşıdıkları kadroları olabildiğince Türkiye’ye zarar verecek şekilde devirmeye çalıştıklarını, Başbakan, Gökçek ve Arınç gibi kurmaylar telâffuza çoktan başladılar. Yani global devrim, bu bölgedeki çocuklarını yemeye hazırlanıyormuş.

SEYMOUR HERSH DOĞRU SÖYLÜYOR

Meşhur Amerikalı yazar doğru söylüyor. Ebu Gureyb Hapishanesindeki meşhur cinayetleri gün yüzüne çıkaran Hersh’ün bugün yanlış yazdığını yalnızca AKP hükümeti ile Amerika’daki neoconlar iddia ediyor. İsrail’in 2006 Lübnan Savaşı’ndaki tezini çürüten Hersh’ün en önemli araştırması 11 Eylül felâketi üzerine olmuştu. Neoconlardan çekinen yazar, Amerika’nın 11 Eylül’de olacaklardan önceden haberdar olduğunu, tedbir almadığını ve katliâma seyirci kaldığını yazmıştı. Hersh, Arap baharı sisinin her tarafı kapladığı günlerde Libya’daki kimyasalların Türkiye üzerinden Halep’e ulaştırıldığını yazmış. Hillary’ye gözdağı vermek için Bingazi’deki misyonlarını ateşe verdiren neoconlarla ittifak etmiş Türkiye ve diğer Arapların neler yapıp yapmadıklarını kendileri de tam bilemiyorlardı. Arap devrimi veya baharının “yükselen değer” olarak malum global medya ile lanse edildiği dönemde, Kaddafi karşıtı isyancıları eğitmek üzere para ve uzman gönderen bir Türkiye’nin, oradaki isyancıları CIA kontrolünde Halep’e taşıması, o gün için bir suç teşkil etmiyordur elbette…Burada bizi inciten kısım; o günkü Suriye dostlarının bitamamiha sahneyi terk etmelerine bedel, Erdoğan’ın hâlâ tutsaklar gibi aynı sahneye bağlı kalmasıdır. Türkiye tipi demokrasiyi “baharla” birlikte Arap âlemine taşımaya vazifeli olduğuna inandırılmış Erdoğan’ın Hersh’e itiraz etmesi, yalnızca kendi kontrolündeki dokuz ulusal gazete ile 10’u geçkin ulusal TV’ye kilitlenmiş fanatik taraftarını tatmin edebilir.

Elhâsıl: Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu adeseden hadiselere bakanlar, hiçbir zaman “Arap baharına” inanmadılar. Birçok felâket, can kaybı, büyük zarar ve insaniyete gelen hasarlardan sonra, sislerin dağıldığını ve ikinci Avrupanın tekrar eski sınırlarına çekileceğini Yeni Asya yüzlerce defa yazdı ve söyledi. Avrupa’nın “tatil gözdesi” Tunus’un dışında, herşey kendi rengine ve herkes kendi rolüne dönüyor. Milyonlarca can, rakamlara sığmayacak kadar maddî ve manevî zarar ile insanlığın içine düştüğü derin inkisarla Araplar, 30-40 senedir kazandıkları bütün siperlerden kopartılarak izmihlâli yaşıyorlar bugün…

Fakat her felâketin -Müslümanlar için- saadetleri bağrında taşıdığını da unutmamamız lâzım.

Benzer konuda makaleler:

1 Trackback / Pingback

  1. Bu bir korona yazısı değildir | EuroNur · SaidNursi.de

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*