Gaza yolunda kaza

Bu ahirzamanda manevî mücahede vaktinde dâvâ adına yollara düşmek. Dünyevî ve şahsî menfaat gözetmeksizin kutsî ve ulvî hedefe kilitlenmek..

Vehim, heva, his ve nefsin rağmına iman ve şuur ile, vicdanî bir iz’anla çalışmak, mesafe kat etmek..

“Kar, kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz..

Mevsim, bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz.”

Bu zamanda böyle bir mazhariyet bile, başlıbaşına İlâhî bir lütuf ve bir ikramdır.

İşte böyle lütuf ve ikrama mazhar olanlarla yolculuk yapmak da başlıbaşına bir ayrıcalıktır.

İstişareler dahilinde hizmet buluşmalarının, tesanüd ve irtibatın celp ve celbettiği huzurlu ve muhabbetli seyahatler. Gidişi-dönüşü bazen iki bin kilometreye yaklaşan ve sadece dünyevî maksad için olsa, çekilmez olan kara yolculuğu..

Zikir-fikir-şükür yüklü sohbetlerinize, hızla dönen tekerlerin de heyecanla iştirak ettiğini hissedersiniz..

İşte böyle bir “gaza” seferi ki, içinde bir “kaza”yı da ihtiva ettiğini, ancak vukuundan sonra bilebildiniz. Kendi fiil ve iradenizin de o “kaza”da rol üstlendiğini, vukuundan sonra düşündünüz belki, ama “şöyle olsaydı böyle olmazdı” gibi direkt itikada dokunan ve mü’minin kader anlayışını rencide eden yorumlara asla giremediniz.

Zira, “Kader ilim nev’indendir, ilim malûma tabidir.”

Allah (cc) kendi sonsuz ilmini bile; irade ve kudretiyle husûle getirdiği “malûm”a tabi kılıyorsa, kulun ne haddine ki kaza-i İlâhî olarak vukua gelene tabi olmasın, teslim olmasın!.

Şimdi, izn-i İlâhîden istimdat ile Kader Risalesi penceresinden meselemize bakmaya çalışalım.

“İşte kader, ilm-i ezelîden olduğu için ilm-i ezelî, hadîsin tabiriyle “Manzara-ı a’lâdan, ezelden ebede kadar her şey, olmuş ve olacak birden tutar, ihata eder bir makam-ı a’lâdadır.”

“İşte Cenâb-ı Hak, Ahkemü’l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin (kulun) iradesini bir şart-ı âdi yapıp irade-i külliyesi ona nazar eder.”

Şimdi biz de, “makam-ı a’lâ”daki “ilm-i ezelî”nin murakabesi altındaki seyahatimize, özetin özetiyle dönüp bakalım.

“İrade-i külliye”nin taallukunda “şart-ı âdi” mesabesindeki irademizin seyrini seyredelim.

Öncelikle, kazanın vukuuna kadar, vukuunda ve sonrasında nelerin “seçilmiş” olduğuna bakalım.

Aynı yolda aynı maksad için dört hizmetkâr. İstisnalar kaideyi bozmuyorsa, aynı dörtlü.

Araba seçiminde ise son iki defadır bir istisna yaşanıyor ve arabam seçiliyor. Yolun yarısında bize katılanın, arabasını kalan yola amade kılmasına ve ısrarına rağmen, arabasına transfer olmak bu defa kabul görmüyor. Şoförümüz şoförlüğünü ve arabayı değiştirmek istemiyor. Hem de, yola iki saat geç çıkmayı telâfi edecek sür’atle, dâvetlisi olduğumuz (oğlum olan) kardeşlerinin Bonn’daki evine akşam yemeğine bizi yetiştirmek emelinde..

Mesajlar, telefon görüşmeleri sürerken, şu aciz de onların iradesine teslim olmuş, arka sağ koltukta okumakla meşgul. Nihayet yol yarılanıyor, yaklaşık 350 km. sonra bir benzin istasyonunda Nürnberg’ten bize dahil olacak arkadaş/yoldaş bekleniyor. Lavaboya gidip döndüğümde bir de ne göreyim; oraya kadar oturduğum sağ arka koltuğu arkadaş beğenip oturmuş.

Zira ilm-i İlâhî’de ve malûm-u İlâhî’de var olan kazada, sol arkanın hızla bariyerlere çarpacağı ve sol arkada oturanın omuzunda kırık oluşacağı ve o seçime de bizim mazhariyetimiz varmış ki, sol arka koltuğa geçtik.

Yol boyunca üç yoldaş arasında heyecanlı musahabe ve müzakere sürerken, bizim tercihimiz de, bir saatlik bir videoyu yeniden dikkatle incelemek oldu. Bir heyetin hazırladığı ve Prof. Ömer Onbaş’ın takdim ettiği, “21. Lem’a Penceresinden Meşverete Bakış” videosu. Daha önce bu videoyu bazı arkadaşlara göndermiştim de, birisinden şu manidar yorum gelmişti: “Bu videoyu lâakal otuz günde bir izlemek lâzım.”

Biz de videoyu dikkatle izlerken, arada bir durdurup ekrandaki Risale pasajlarını tekrar tekrar okurken, bir parçayı da herkese sesli okumak istedim, dinlediler. Tam o parça bitmişti ki, arabanın hızla sola kaydığına şahit olduk. O hızla çarpan ve tamamen kontrolden çıkan arabanın sağda dört teker üstünde durması da tam bir hıfz-ı İlâhî ve imdad-ı Rabbanî idi. Biz arkada oturan ikimiz Ambulansla hastahaneye götürülürken, diğerleri de çarpık arabayla ve polis raporuyla ilgilendiler. Daha sonra, sol kolum bandajlı olarak dâvetli olduğumuz eve geçtik. Ertesi gün, hane sahibi ve diğer üç arkadaşımız meşveretlere katılırken, katılamamak da bize düştü. Arabamız da, Ahlen’de Kurnaz ailesinin tamir atölyesinde uzun süreli bakıma alındı.

2008 yılı Kasım’ında da, içinde seçim maddesi de olan umumî meşveret için, uçak bileti cebimde olarak arabamla Viyana yolunda iken geçirdiğim bir rahatsızlık sebebiyle yolum hastahaneye düşmüş, meşverete katılamamıştım. Rahman’ın hikmetinden sual olunmaz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*