Dört kumandan bir kahraman

altÜstad diyor ki:

Mesela: Rusya’da kumandana ayağa kalkmamak, Divân-ı Harb-i Örfî’de idam tehdidine karşı mahkemedeki paşaların suallerine beş para ehemmiyet vermediğim gibi, dört kumandanlara karşı bu tavrım tahakkümlere boyun eğmediğimi gösteriyor.

Peki, kimdir bu dört kumandan?

Niçin, nerede ve nasıl bir mücadele olmuş?

Günümüze uzanan neticeleri nelerdir?

İşte cevapları…

İşte o dört kumandan ve o bir kahraman…

Ve işte o satırlara sığmayacak olan destansı dört hikaye…

Başlıyoruz.

Mahmud Şevket Paşa (1856 – 11.06.1913)

Yer Dersaadet, İstanbul…

O meşum 31 Mart olayı…

Tarihlere irtica ayaklanması diye geçen fitne hareketi…

Karanlık mihraklar dehlizlerinden çıkmış, halk ayaklanmış, asker birbirine girmiş, padişahı sevenler yanlış bir yolda yanlış bir hak arıyorlar, avam cahil ve yolunu bilmez.

Lisanlarda o sihirli söz: ”Şeriat istiyoruz.

Fitne ordusuyla harekete geçer ve çöker masumların tepesine.

Kargaşayı çıkaran, milleti karıştıran, Selanik dönmelerini halkın üstüne salan, Abdülhamid‘i tahtan alan da aynı karanlık eldir.

İşte o karanlık el, Mahmud Şevket Paşanın omuzundan parmaklarını uzatıp, sinsice pencereden asılmış onlarca masumu göstererek hiddetle der ki:

Sen de şeriat istemişsin. Biz şeriat isteyenleri böyle asarız

Üstad ise pervasız, cevap verir:

Şeriatın bir meselesine bin ruhum olsa feda ederim.

Karanlık el titremeye başlar.

Paşa ise şaşkın, tekrar sorar:

İttihad-ı Muhammediyeye (a.s.m.) dahil misin?

Üstad yine beş para ehemmiyet vermez:

Maaliftihar! En küçük efradındanım. Fakat, benim târif ettiğim vecihle… Ve o ittihaddan olmayan, dinsizlerden başka kimdir, bana gösterin.

Karanlık el geri dehlizine çekilir, Şevket Paşa susar.

Artık Üstad konuşur.

Tüm masum ve mazlumlar hesabına…

O meşhur müdafaasını yapar, Divan-ı Harb-i Örfi adlı kitabında anlattığı şekli ille.

Daha mahkeme öncesinde verilen idam kararı, müdafaa sonunda, bizzat Şevket Paşa tarafından bozulur ve berat verilir, bir çok masumlarla birlikte.

Üstad ise dönüp bakmaz bile Paşaya.

Çıkar mahkemeden ve tüm zalimleri kendi zulmetlerinde boğacak o meşhur sözünü söyler:

“Yaşasın zalimler için Cehennem!..”

İşte dört kumandandan birincisi Mahmud Şevket Paşadır.

….

Nikolay Nikolayeviç Romanov (18.11.1856 – 05.01.1929)

Yer Kosturma…

Rusya’nın küçük bir kasabası, esirler kampı.

Birinci Dünya Harbinde, doğuda, yurt müdafaasında, gönüllü alay kumandanı iken harbe iştirak eden Bediüzzaman, tüm gönüllü ordusunu bu yolda şehit verir ve kalan bir kaç talebesi ile Ruslara esir düşer.

İki yılı aşan esaret müddetince bir gün Nikola Nikolaviç (Nikolay Nikolayeviç Romanov) kampa gelir.

Kimdir Nikolaviç?

Çarın dayısı, Kafkas orduları baş komutanı.

İri cüsseli, gurur ve kibir dolu bir insan.

Osmanlıyı küçük düşürmek, esirleri nazar ve gururu ile ezmek maksadıyla kampı gezmeye başlar.

Esirler ne yapsın?

Çar naçar ayağa kalkıp zoraki bir saygı ile bu dev cüsseli gurur abidesini izlemeye başlarlar.

O kibirli kumandan, “İşte perişan Osmanlı” diyerek gururu tavan yapacak iken birden afallar.

O da ne?

Orada birisi var…

Sakin ve sessiz yerinde oturuyor öylece…

İstifini bozmuyor bile…

Bir anda altüst olur o cüsseli kumandan.

Gurur ve kibiri adeta semadan yere düşüp paramparça olur.

Tekrar geçmesine rağmen durum yine aynı.

O yerinde öylece oturuyor.

O Cebbar Kumandan son gücünü toplayıp sorar:

Beni tanımadılar galiba

Hayır” der Üstad:

Tanıdım, Çarın dayısı, Kafkas orduları komutanı, Nikola Nikolaviç.

O zaman bize hakaret ediyorsunuz” der, son bir gayretle.

Yine, “hayır” der Üstad:

Hakaret etmedim. Ben bir Müslüman âlimiyim. İmanlı bir kimse Cenab-ı Hakk’ı tanımayan bir adamdan üstündür. Binaenaleyh ben sana kıyam etmem

Hemen divan-ı harb kurulsun” diyerek apar topar kendini dışarı atar.

Osmanlıyı ezeceğim derken kendi gururu yerle bir olur.

Hüküm ise bellidir, kesin idam!

Esirler yalvarırlar Üstada, “Ne olur özür dile, adam affedecek seni” diye.

Yine “Hayır” der Üstad:

Osmanlının, İslamın, imanın izzetine aykırı hareket etmem. Bu hayat bu yolda feda olsun. Ahirete gitmeye hazırım.

İdam mangası infaz için emir beklerken…

Bu sefer de Nikola Nikolaviç dayanamaz, koşar gelir:

Sizin bu hareketinizin mukaddesatınıza saygıdan olduğunu anladım. Lütfen beni affediniz” diyerek özür diler.

İşte dört kumandandan ikincisi bu Nikola Nikolaviç’tir.

İsmi bilinmeyen İngiliz komutan

Yer yine İstanbul…

Çanakkale’yi geçemeyen o fitnekar güç, fitne ve fesatla İstanbul’u işgal eder. O karanlık eli, kapkara çehresi ile o Dersaadet üzerine kapkara bir bulut gibi çöker. Fitne şiddetlenmiştir…

Ve bu kara büyücüye karşı mücadele çok zordur.

Çünkü İslam alemini perişan edecek, bu milletin köklerini kesecek, süfyanları sahneye sürecek planlar o karanlık el tarafından yapılmaktadır.

Üstad durumu fark eder.

Bu sefer de Cebbar İngiliz kumandan vardır karşısında.

Fitneci, karanlık, gizli dehlizlerde olan…

Üstad da “Hutuvat-ı Sitte” adlı eseri ile karşı çıkar.

Cebbar İngiliz komutanın fitnesini fikirle söndürür.

Hüküm yine bellidir: İdam.

Ancak korkar bu Cebbar Kumandan, geri adım atar.

Bir şey yapamaz.

İşte dört kumandandan üçüncüsü bu ismi dahi bilinmeyen karanlık İngiliz komutandır.

Paşa! Paşa! İslâmiyet’te imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur!

Yer Ankara…

İstiklal harbinin en dehşetli zamanları.

İstanbul işgal edilmiş.

İngilizlerin İslamı ve imanı yok etme planı hazırdır.

Üstad ise yine en ön cephedir.

İstanbul’da İngilizin bu fitne ve fesat planına karşı  mücadele etmektedir.

Kahraman bir hoca olarak.

Ankara fark eder bu durumu.

Israrla Ankara’ya çağrılır.

Hem de bizzat,

Bu kahraman hoca bize lazımdır” diyen Mustafa Kemal tarafından.

Uzun bir süre bu davete icabet etmez.

Ben ön cephede savaşacağım” diyerek.

Sonunda hatırlı dostları araya girerler ve Ankara’ya gider.

Bakar ki, yeni yönetim bu milletin temel değerlerine karşı menfi bir tavır alma niyetinde, en temel bir özgürlük olan din ve vicdan hürriyetine karşı olumsuz bir tutum sergileme maksadı içinde…

İngilizlerin maksat ve planları burada hayat bulmaya başlamış…

O Cebbar İngiliz kumandanın ta Filistin bozgunundan bu yana sahneye sürdüğü karanlık aktörler iş başı yapmış…

Bir beyanname yayınlar, Meclisi namaza davet eder.

O zaman Mustafa Kemal ile aralarında büyük bir tartışma olur.

Bir namaz esnasında Mecliste…

Paşa orada,

Sizin gibi kahraman bir hoca bize lâzımdır; sizi, yüksek fikirlerinizden istifade etmek için buraya çağırdık. Geldiniz, en evvel namaza dair şeyleri yazdınız, aramıza ihtilaf verdiniz” diye hiddetle ve şiddetle itiraz eder.

Arkasındaki tüm korumaları ile birlikte…

Kendisindeki manyetik güçlerden kuvvet alarak, gözlerindeki tüm manevi şimşek kıvılcımlarını Üstada yöneltir…

Onu madden ve manen tahrip etmek ister.

Üstad ise aynı sertlikte cevap verir:

Paşa! Paşa! İslâmiyet’te imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur.

İki parmağını Paşanın gözüne doğru uzatarak, adeta bir ayna gibi, gözünden çıkan ışınları tekrar Paşanın üzerine yöneltir.

Paşa bakar ki bu manevi ayna kendini tahrip edecek.

Çekinir, geri adım atar..

Hatta, bu manevi güç karşısında susar, bir şey yapamaz…

Özür diler…

İşte bu kumandanlardan dördüncüsü M. Kemal‘dir.

image_pdf
Ahmet Said Akgül

Hakkın hatırı âlîdir; hiçbir hatıra feda edilmez!

BENZER KONUDA MAKALELER:

1 Yorum

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*