Fransa´da neler oluyor?

Doğu veya Batı

altAlem-i İslam ve dünya barışı noktasında Fransa’nın çok önemli bir ülke olduğunu biliyoruz. Türkiye siyasetinin Avrupa’nın üflemesiyle hareket ettiğini de düşündüğümüzde, hariciyede bir gözümüzün daima Fransa’nın üzerinde olması gerektiğini anlıyoruz.

İngiltere’den sonra, Sömürgecilik siyasetiyle başta Afrika Müslümanları olmak üzere fukara dünya milletlerine zulmeden, oralarda korkunç tarihi katliamlar düzenleyen ve hâlâ o eski sömürgelerinin elinde avucundakini çalıp çırpmaya çalışan Fransa’nın; İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasını elbette kalın çizgilerle ayıracağız. Makalemizin çerçevesi, bu resimleri; tarihi, kültürel, ekonomik ve siyasî yönlerden analizimize, maalesef müsait değil. Hele Fransa’nın hem Osmanlı ve hem de yeni Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki kalıcı etkileri, belki de bir kitap hacmi kadar geniş olacaktır.

Yalnız burada, hem Avrupa’yı, hem tümden Batı’yı ve hem de Ortadoğu yeniden yakından doğru tanımak noktasında, laik Fransa’nın dindar AB’nin kurucusu olduğu hakikatini daima göz önünde tutmamızı gerektirecektir. Zira, dehşetli bir yıkım olan İkinci Dünya Savaşı’nın küllerinden doğan Avrupa Birliği realitesi anlaşılmadan, bu istikamette izah edilmeye çalışılacak konuların çoğunun yarım kalacağı düşüncesindeyiz. Aktüel AB’nin, Almanya’dan sonra en kuvvetli ve dirayetli üyesi Fransa’nın, bundan böyle daha çok Transatlantik ittifaklarda mı (neoconların ABD ve İngiltere koalisyonları) yoksa Avrupa Birliği’nde mi çalışacağı meselesi, dünya barışı noktasında bizim için çok önemlidir.

Asıl konuya geçmeden önce; Fransa’nın Sevr muahedesi çerçevesinde Suriyeye müdahil olmasının arkasında, bölge ile Paris arasında ciddî ve kalıcı bağlar arayanların aldandıklarını, son hadiselerde birlikte gördük. Tıpkı bazılarının; İngilizle Körfez ülkeleri, Irak ve bazı Arap ülkeleri arasında kalıcı tarihî veya gönül bağı aradıkları gibi. Geçmişte kalan müstevlî, zalim ve hırsızca bu ülkeleri sömürmüş Fransanın, Arap dünyası ile arasında kalıcı bir bağın olmadığını ve olamayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

AFRİKA TRAVMASI…

Fransa, Amerika’nın zorlamasıyla ve BM’de aldığı yeni misyon gereği musallat olduğu ülkelerin yakalarını yavaş yavaş bıraktığı bir vakıadır. Ekseriyetinin Afrika kıtasında olduğu bu sömürgelerin içinde hürriyetlerine ilk kavuşanların Müslümanlar olduğunu da belirtelim. Gel gör ki, İngiliz kadar idare ve siyaseti bilemeyen Fransa’nın bu ülkeleri kendi adamlarıyla idare sevdası, daima kıtallere ve büyük zulümlere sebep olmuş. Cezayir örneği ile yakın zamanlarda Orta Afrika’da, bir milyona yakın insanın hayatlarını kaybettiği Hutiler meselesi; vahşi zulmün, tarihin örtülerini paramparça ettiği sahnelerdir. Birleşmiş Milletler ’in en yetkili üyesi olması Fransa için Bir dönüm noktası olsa da, kolonyal politikalardan vazgeçmediği de tarihi bir vakıadır. Meselenin insaniyeti üzen ciheti, Fransa siyasetinin Afrika sömürgesini gizli kapaklı olarak millî bir politika olarak benimsemesidir. İngiltere de bu politikayı izlediği halde, bütün İcraatlarını hürriyetçi perdelerinde yürüttüğünden, çıkardığı iç savaşların dışında, katliamlara sebep olmuyor.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Avrupa’da atağa geçen demokrasinin öyle veya böyle Afrika’ya geçişi gecikmeyecekti. Fransa, hem Birleşmiş Milletler ’de ve hem de Avrupa Birliği’ndeki taahhüt ve imzalarıyla, bu kıtadaki demokrasiye yardımcı olacağı yerde, halkın cehalet ve geri kalmışlığından, hasis menfaati için istifadeye kalkıştı. Neoliberal politikaların 1980’lerden sonra globalce harekete geçişiyle, Fransa’nın eski sömürgelerine nifakla müdahalesi maalesef arttı. 11 Eylülden sonra da, yeni BOP´u realize surecinde de Fransa, Afrika’da da tamamen neocon siyasetçilerle birlikte, İslam coğrafyasında inşa edilen terör örgütlerine yatırımda bulundu. Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi, İŞİD, BOKO HARAM, EŞ-ŞEBAB, EL KAİDE ve PKK gibi terör örgütleri, İkinci Avrupa’nın belli merkezlerinde idare ettikleri organizasyonlardı. Avrupa ve Amerika’daki İkinci Avrupa’nın oyununa gelen – maalesef – hem Avrupa Birliği ülkeleri ve hem de Amerika Birleşik Devletleri bu terörden milli faydalar beklediler. Neticede millî zararlara uğrayınca söz konusu batılı devletler, bu kez toptan global terörün karşısında yer aldılar. Merkel’in dışındaki Almanya’nın bu global kaosa karşı duruşu çok önemlidir. Burada yine en büyük amil Avrupa Birliği olmuştur. Neocon politikacıların troçkistlerle Avrupa Birliği ülkelerine İŞİD gibi sanal örgütler üzerinden ceza kesmelerini, Avrupa Birliği’nin asla affetmeyeceğini birlikte müşahede edeceğiz.

AB, AFRİKA FRANSA’SINA MÜDAHALE EDECEKTİR…

Dolaylı talan ve garattan vazgeçmeyen İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasının sebepleri arasında, bu husus da vardır. Fakat Avrupa Birliği’nin kurucusu Fransa’nın öyle bir şansı da yok, imkânı da yok. Bir taraftan Afrika’yı sömürmek için politikalarıyla masada bekleyen projeler, Diğer yandan Avrupa Birliği gerçeği. Bu arada, globalleşmenin de Fransa’yı her yeni günde köşeye sıkıştırdığını takip edebiliyoruz. Bu kıtaya ekonomik yardımlarla giren Çin, az da olsa Müslüman ülkelerle irtibata geçmiş Asyalı Müslümanlar ve bir kısım Avrupa Birliği ülkeleri, her yeni günde Fransa´yı mânen ikaz ediyorlar: Tarihi münasebetlerini ortaklık istikametinde düzeltin, yoksa o siyahîlerin senin dilini konuşmaları ve şarkılarını söylemelerinin hiç bir faydası dokunmayacak… Sömürgeciliği neoconların yardımıyla terör üslubuyla Afrika’da sürdürmek isteyen Sarkozy düşüncesinin tamamen iflas ettiğini, geçen dönemlerde medyadan okuduk. Fakat başkan sosyalist Hollande de olsa, gözünü kolonyal politikalardan ayıramıyor, bir türlü. İnşallah bu konuya devam edeceğiz.

Almanya İslam Konseyi Din Şurası Sözcüsü / Eğitimci – Yazar
YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*