Gazetem

Geçen hafta “bu gazete” dedik. Şimdi de dâvâyı fert fert sahiplenmek adına her birimiz “gazetem” diyerek bu gazeteyi bağrımıza basalım mı?
Dünyanın neresinde olursak olalım; bir abonelik ve bir tıklamayla e-gazeteyi elimizin altındaki altın fırsat olarak değerlendirirken, gazetem(iz)i de elden ve gözden çıkarmayalım mı?

Bilirsiniz, dünyevî menfaat iç güdüsüyle siyaset ve yayın olgusu, bu gazetenin tanıdığı bir nesne değildir. Kurulduğundan bu yana da bu gazetenin semtine uğrayamamıştır. Madem ki Risale-i Nur’un medyadaki dilidir, Nur’un hizmet modelinde var olagelen “istiğna” düsturuna da riayet etmeliydi, ediyor, edecektir.

Bu gazeteyle böyle başlandı, böyle devam edildi ve hep böyle kalmasına çalışmak da hepimizin en büyük derdi olmalıdır. Allah rızasına ve dâvânın ruhuna aykırı olan menfaat ve nemalanmalardan daima uzak durulmuş ve durulmalıdır.

İlk çıktığından bu yana; dünyaya ve ahirete, iç ve dış hadiselere bu gazetenin penceresinden bakanlar da bunu pek âlâ bilirler. Nasıl bilmeyelim ki, beraber yürüdük biz bu yollarda!

Bilirsiniz, karşılıklı hal-hatır sormalarına hep “nasılsın, iyi misin?” diye başlanır. Her ne kadar her defasında “iyiyim, sağ olun” gibi yuvarlak cevaplar alınsa da, muhatabın hali bazen aksini o kadar izhar eder ki, hakikî dost onu bir kenara çekip, “bana gerçeği söyle” demek zorunda kalır. Bu gazeteye de “gazetemm” diyerek bağrına basan herkes, gazeteyi arayıp, (Korona vazifesini bitirip veda ettikten sonra da bizzat ziyaret edip) halini-hatırını soracağından ve “derdin neyse bana gerçeği söyle” diyeceğinden eminiz.

Gazetemizin çok zor şartlarda yoluna devam ettiği günleri de hatırlarız. Bilhassa, enflasyon, pahalılık ve kâğıt fiyatlarının artışı karşısında, bazen son çare olarak sayfa adedini azalttırdı. Hatta 1970’li yılların ilk başlarında, gazetemiz yanılmıyorsam henüz iki-üç yaşlarında iken, bir anket yayınladı ki, şıklar arasında sayfa sayısını 6’ya düşürmek de vardı.

O zaman ben Erzurum’da üniversite talebesi iken, henüz on dokuz-yirmi yaşlarında bir delikanlı olarak çok duygulanmış, duygularımı şiire dökmüş ve şiiri de gazetemiz sayfalarında görmekliğim tesellibahş olmuştu. Van’dan bir okurumuz da, “Niye ben ölmüşmüyem, Asya’m karalar bağlar” diye duygulu bir de yazı yazmıştı.

Gazete zora, dara düştüğü zaman ihtiyaç fazlası evini satarak yardım elini uzatan okurumuzu da iyi tanırım. Zira Zübeyir Ağabey, “Bütün Nur Talebelerinin ihtiyacını karşılayacak ‘lahana yaprağı kadar da olsa’ bir gazetemiz olsun” demişti. Ve bu Üstad’tan tevarüs eden bir emir olarak telâkki edilmişti.

Bu inançla yola devam edenlerin sergilediği bu birlik ruhu, bu yekvücud hareket, bu dâvâya candan bağlılık, bu el attığı her meseleden netice almak; din düşmanlığına karşı, tahakküme karşı, ırkçılığa karşı, müstehcenliğe karşı mücadelede vurduğu yerden ses getirmek; bazı çevreleri her zaman ürküttüğünden, şimşekleri de üzerine çekmiştir.

Bugün gelinen noktada “gazetem” aynı kararlılıkla yoluna devam ediyor. Bir taraftan da menfaat odaklı siyaset ve neşriyat yapanlar; türlü türlü bahanelerle “gazetem”e dil uzatıyorlar. Hatta kendi aynalarına bakıp, “gazetem”in şuradan buradan nemalandığını bile iddia ediyorlar.

Onlar gazetemin iflâh olmasını istemezken, gazetem onların ıslâh olmalarını diliyor. Ve böylece bir fark daha kendiliğinden ortaya çıkıyor!

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*