Erzurum’da Ramazan hâlleri-3

Bursa’da iken, gazetemizi alacağımız en yakın bayiiyi ayarlamıştık ama tabii, evimize beş-altı yüz m. mesafede idi burası. Her sabah kalkınca ilk işimiz, gazetemizi alıp gelmekti. Mini marketin sahibi Hanefi Bey sağ olsun, her sabah benim gazetemi ayırır, ben de alır gelirim. Bir sabah baktım, gazetelerin bulunduğu teşhir reyonunda bir tane daha yeni Asya var. Sordum, “hocam, sizin gazete gelmeye başlayınca iki tane gelmeye başladı “dedi.

Erzurum’a gelince burada bazı ziyaretleri de plânlamıştık İşte bu ziyaretlerden birini il müftüsüne yapmayı düşündüm. Telefon açıp randevulaştık. O gün de gazetede Erzurum’da Ramazan hâllerinin 1. yazısı neşrolmuştu. Aklıma bayideki 2. Gazete geldi, “inşaallah satılmamıştır” dedim. Maksadım o gazeteyi de alıp, Müftü beye götürmekti. Gerçekten de gazete satılmamıştı aldım ve müftülüğe gittim. Erzurum müftüsü Yakup Arslan hoca sağ olsun bizi hüsn-ü muamele ile karşıladı. Yeni Asya gazetesi yazarı olduğumuzu bildiğinden, daha önce müftülük yaptığı Anamur’dan bahsetti. Kadim yazar arkadaşımız Selahaddin (İslam) Yaşar’ın, müftülüklerinin tertiplediği bir konferansa geldiğini ve tanıştıklarını, ayrıca Mut-Silifke de bulunan arkadaşımız Danyal bey ile de tanıştıklarını söyledi. Ben de ikisine de telefon açıp Müftümüzle konuşturdum, çok sıcak bir zeminde geçti görüşmemiz. Hocamız sağ olsunlar, hem cemaat olarak bizi, hem de gazetemiz Yeni Asyayı takdir edici sözler söyledi.

altErzurum’u konuştuk. Burada, Türkiye’de başka yerde duymadığım bir şey var, o da; beş vakitte de, ezan-ı Muhammedi (asm) den sonra Cuma salâsına benzer salâvat okunması ki, aslında bu bid’adır .(tabii bid’a da olsa hasene kısmındandır) . İşte burada bu, âdet haline gelmiş ve sanki esasattan addedilerek okunmaya devam ediyor. İşin mahiyetini bilen biri müdahale edince de halk tarafından tepki görüyor. Aslında Hz. Ömer ve Abdullah bin zeyd tarafından rüyada sözleri ilham olan ve Peygamber (asm) ın da bu tarzda okumayı emrettiği ezanı, asli halinden okumak lâzımdır. İşte bu mevzuuyu da konuştuk müftümüzle ve aynı kanaatte birleştik ama işte acaiblik devam ediyor. Müftü bey orada, bunun sebebinin Kars civarındaki Caferilerin ezanı değiştirip, tağyir edip, “Muhammedu’r resulullah” tan sonra “Aliy-yü veliyullah” diye ilave etmelerine bir misilleme olarak, salâvatı ilave etmiş olabileceklerini söyledi. Bir saate yakın sohbetimizden sonra müftülükten ayrıldım. Dışarı çıkınca, müftülüğün de bahçesinde olduğu Lalapaşa camii ve Yakutiye medresesinin avlusundan yürüyerek giderken, “temaşa-i Ramazan” adı altındaki, Ramazanın ruhuna uygun olmayan çadırın önünden geçerek eve döndüm.

Ertesi gün sabah gazetemi elime alıp, bir-iki tanıdığı ziyaret ettim. Dönüşte imam-hatip lisesinin yanından doğru giderken, tam okulun kapısında, karşıdan gelen bir zatla karşılaştık. Selam verdim, meğer o da imam-hatip okulunu arıyormuş, yanlış tarif etmişler çok dolaşmış, ben de” burası” deyince sevindi. Ayaküzeri sohbet ettik. Kendisinin, İzmir eski Yüksek İslam enstitüsü müdürlerinden Necdet isimli bir zat olduğunu ve bir kitap yazmış onu dağıtmak için buraya geldiğini, çok talebesi olduğunu, hatta müftü Yakup hocanın da kendi talebesi olduğunu söyledi. Ben de, elimdeki gazeteyi de göstererek,  kendimi tanıttım. “Yeni Asya gazetesi yazarıyım” deyince öyle bir sevindi ki,”sizin cemaatiniz ve gazeteniz çok kahramanca hizmet ediyorlar” dedi. Kutlular ağabeyi sordu, anlattık.”Ben, üstad Said Nursî Hazretlerinin bütün eserlerini okudum. Onun gibi kahraman yoktur” dedi. Biraz daha konuşarak ayrıldık.

NOT:
“Yazılarda 40. Yıl”ımızdan dolayı; gerek gazete ve diğer internet sitelerinde ve gerekse telefonla bizi tebrik eden kardeşlerimize teşekkür ediyoruz. Dualarınızla yola devam inşâallah!

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*