Avrupa baharı

Doğu veya Batı

altBahar elbiselerine bürünmüş dehşetli kışlardan bahsetmiyoruz. İsmiyle müsemma Mesih’in diyarlarındaki baharlardır, maksadımız…
Bedîüzzaman’ın; ciğersüz acıları, zamanımızın insanlarına yaşatacak ahirzaman fitneleri ile alakalı bahislerin satır aralarını dikkatlice mütalaa edenler , coğrafyalarımızı tutuşturan dehşetli yangınları söndürecek nefhaların da, bize Mesih’in diyarından eseceğini iyi bilirler. İsterseniz bu yazımızda; yine omuzlarımıza, manevî sorumluluklarımızı tahattur ettirecek söz konusu boyutlardan ırak duralım. Yalnızca gönlümüzü ve gözlerimizi bir lahza da olsa ferahnak edecek maddî baharı konuşalım.

İstanbul’dan Köln´e geldiğimde, Mart henüz kapılardan baktırıyordu, takvimlerde… Fakat, uçağımız inişe yaklaştıkça, çevre ve ormanların bezendiği bahar renkleri, bizdeki Mart´ların bu coğrafyayı çoktan terk ettiği anlaşılıyordu. Avrupa’ya gelenler, bilhassa Almanya’yı ziyaret edenler, şehir merkezlerindeki yeşilin coşkusunu çokça temaşa etmişlerdir. Çoğu şehirlere yukardan baktığımızda, ormana gömülmüş köy duygularını hissedersiniz. Estetik ile bilimin el ele verip çizdiği caddeler, meydanlar ve sokakların çınar ve servilerle birbirlerinden ayrılmaları, ister istemez size; işte Mesih’in diyarı! dedirttiyor.

GURBETTEKİ GÜZELLİK, GARİBE ISTIRAB YAŞATIR

Bu duyguyu ilk olarak merhum Süleyman Nazif’in ”Daüs Sıla„ (Sıla hastalığı) şiirinde yakalamıştım. Fakat yaşamamıştım. Malta’ya sürüldüğünde, duyarak yazmıştı, mısralarını… Kadere bak ki, tam otuz altı senedir, gurbet güzelliklerinin Med ve Cezirleriyle mütemadiyen heyecan, helecan ve hüzün dolu duygularla kabre yaklaşıyoruz.

Vatanımı Avrupa ile ister istemez karşılaştırıyorum. Elinizde olmadan, güzelliklerin hücumu ile vatanımızda olması gereken ve şu an olmayan görüntüler, tablolarda hep yer değiştiriyorlar. İstanbul’da yaşıyorsanız, elbette Köln ile mukayese edeceksiniz. İstanbul’a çökmüş ucube heyulalar, çoğu kez uykularınızı kaçıracak… Yukardan İstanbul’u seyredenlerin kabristanlara dualarını, yalnızca Fatiha’larla irtibatlandırmayınız… Zira o birkaç mezaristan da olmazsa İstanbul’da, Marmara’nın yeşilinden başka bakışlarınız güzel bir renge temas edemeyecek. Unutmayınız ki, dua ettiğimiz o yeşil servilerle kaplı alanların çoğu da, İslam mahalleleri değildir. Ya Rumdur, ya Ermeni, Ya Musevî veya Sabataî… Olsun… Dua, duadır. İstanbul’un yöneticileri belki de korkularından, bu ölülere yaklaşamıyorlardır.

İstanbul bunu hep yapar… Beni maksadımdan uzaklaştırır, çoğu kez. Biz, Mesih’i diyarın Nisan sonlarını ve hatta Mayıs başlarını yaşamakta olduğunu, sılaya yazacaktık. Avrupa şehirlerinde ve bilhassa Almanya’da, meskun mahallelere bitişik, bizim büyük parklarımızdan daha genişçe alanlara kurulmuş hobi bahçeleriyle karşılaşan Asyalılar, ilk nazarda, bu bahçelerin arkasına gizlenmiş hikmeti göremeyebilirler. Papa XI. Pius’un manevi ahlakla yoğurduğu sosyal devlet anlayışında, her şey insan için olduğundan, bu bahçelerle insana, yaratılış ve hayatı anlatma derdine düşmüşler, Mesihî’ler… Bazen belediyelerin, müracaatınız üzerine size tahsis ettiği alan elli metre karecik de olabilir. Bu daracık arsacık; hayatın bin bir renk, şekil ve ziynetle toprağın üzerindeki teşhirine hizmet eder. Çalışkan insanlar, tatil sabahlarının gün doğumunda, buralara yerleştirilmiş kulübeciklere hücum ederler. Kitaplardan ve komşularından öğrendikleriyle, mahir birer bahçıvan edasıyla fideyi diker, gülü budar ve çimleri biçerler… Bizim gibi gezgincilere de yalnızca seyir ve temaşası kalır. Bu gelişimde, mahallelerin bahçelerini temaşa etmeden önce Thomas´ı aradım. Bu yaşlı dostumun hanımı, son ziyaretimde hastanedeydi… Uzun sohbetler ve sık sık ziyaretlerle tevhid çizgisinde çoktandır buluştuğumuz birisidir, Thomas ve ailesi.

Bu ziyaretimde, Köln’ün eski baharlarının resimlerini gösterdi… Bakımlı bahçesinden bir manzarasının altında Mayısın 10´u tarihi vardı. O resim ile bugünkü baharı karşılaştırdığımızda, 2017 Baharı´nın 31 Mart’ı daha önünde görünüyordu. Thomas bedbinliğini veya septikliğini öne çıkarıp, Hâdiseyi iklimlerin çevre faktörlerinden dolayı bozulduğu noktasına getirdi… Ben ise sessiz kaldım. Kısacık bir süre içinde “Mesihî Baharların!„ farkını anlatamayacağımdan, tebessümle geçirdim sohbeti… Hanımı da iyileştiğinden, Thomas’ın neşesi benimkinden fazlaydı, diyebilirim.

Bu yazıyı okuyanlar, Avrupa’yı, mesihliği ve hatta Köln´ü öne çıkarma duygusu güttüğümüzü zannederlerse, şimdiden söyleyelim, su-i zan olur… Fakat helal ediyoruz. Avrupa’nın güzelliğini zaten Bediüzzaman 1919’da söylemiş. Hz. İsa (a.s.)‘ın tekrar dönüp ümmetinin başına geçerek, dünyayı fitnesiyle ateşe veren deccalı öldüreceğini, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Köln’ün halini arz etmemize gerek var mı? Almanlar aralarında bu şehirden “Heilige Stadt” diye bahsediyorlar, yani Mukaddes şehir…

Latife bir yana, Köln’ün baharı baharlarımız, geçiyor. Bu kıtadaki tüm maddi güzelliklerin – ekseriyetle – ya Kurtuba veya Palermo İslam Medeniyetlerinden doğarak geldiğini, yine Bedîüzzaman’dan öğreniyoruz. Medine-i Münevvere´den Şam-ı Şerif’e ulaşan medeniyet dalgasını, Abbasî´ler tüm Emevî Hanedanını kovmasıyla birlikte, 710 yıllarında Endülüs’te görüyoruz. Peygamberler diyarı bu coğrafyanın medeniyeti, güzeller güzelinin piştarlığında Şam’da dalgalandığına göre ve Şam’dan hicret ederek Akdeniz üzerinden Sicilya ve İber´e göçtüğünü bilenler, insanlık medeniyetinin ilk Flora bahçesinin Emevî´lerce Kurtuba´da inşa edildiğini de bilirler. Önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere, hâlâ temelleri ve çiçek alanları, tarihi eserler kapsamında muhafaza edilen „Medinetüz Zehra’yı (çiçek şehri) Vadülkebir´in kenarında ziyaret edenler, tüm güzellik ve medeniyetlerin Kur’ân’dan ve güzeller Güzeli (a.s.m.) ile bize ulaştığına kani olacaklardır.

Gel gör ki, mevcut İslam diyarlarına bu haberleri, bu manayı, bu itikat ve şuuru ulaştıramıyorsunuz. Fakat Mesih’in baharıyla birlikte, bizde de oluşacak o güzellikler, inşallah…

Almanya İslam Konseyi Din Şurası Sözcüsü / Eğitimci – Yazar
YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

1 Comment

  1. Zaten Risale-i Nur gözü bunu göstermiyor mu, siz kölne gidince gördüğünüz şeyi üstad risale-i nur da hele tarihçe-i hayat ve hutbesi şamiye de satır aralarında göstermiyor mu? Ama en güzelinde sizin bunu gözle görüpte mukeyese edebildikten sonra paylaşmanız bizi daha şevklendiriyor elhamdülillah

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*