İstibdad-ı mutlak yeter! Gerçek Cumhuriyet istiyoruz

Bugün, Türkiye Cumhuriyetinin ilân edilişinin 88. sene-i devriyesi. Ama bizler millet olarak bu kadar yıldır, ”Cumhuriyet” diye hep “Atatürk, Atatürkçülük” adına yapılan “mutlak baskıyla“, “Kemalizm” rejimiyle idare edile geldik.

Güya Mutlakiyet kaldırılmış, fakat bunca yıldır daha beteri, Mutlakiyetin baskıcı şekli tatbik edilerek, zalimane bir istibdat uygulana gelmiştir.

 

Aslında, kendisi tam ve hakikî manâda bir Cumhuriyetçi olan Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, bu despotizm rejiminden en büyük sıkıntıyı çekmiştir. Kendilerinin baskı rejimini zorla millete kabul ettirmek isteyenler; kabul etmeyen, boyun eğmeyenlere zulüm, baskı ve haksızlık yapmıştır. Bu uğurda bir çok can alınmış, ocaklar söndürülmüştür. İskilipli Âtıf Hoca ile; şikâyeti doğru, hareket tarzı yanlış olsa da Şeyh Said bunların en bilinenleridir. Bunların oyunlarına gelmeyen Bediüzzaman’a ise, dünya dar edilmiş, adeta anasından emdiği süt burnundan getirilmiştir. Normal bir insanın tahammül edemeyeceği bir zulüm, haksızlık vs. ile aldığı nefes dahi zehir edilmiştir.

Hulefâ-i Râşidînin mesleğini takip eden ve gerçek cumhuriyetin tatbikini isteyen Üstadın, bir Cumhuriyet bayramında hapishanedeki odasına astığı bayrak dahi çok görülmüş, onun altında başka mânâlar aramışlardır. Kargadan başka kuş tanımaz ya beyler, kendilerinden, kendi anlayışlarındaki tariften başka cumhuriyetçi bilmediklerinden böyle yapmışlardır.

Bunlardan çok bunalan Üstad, onların tatbik ettiği haksız ve yanlış idareye, tam kitabın ortasından bir isim vererek, “istibdad-ı mutlaka ‘cumhuriyet’ nâmı vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla, sefahet-i mutlaka ‘medeniyet’ ismi vermekle, cebr-i keyfî-i küfrîye ‘kanun’ ismini takmakla” diyerek, yanlışlıklarını mahkemede haykırarak, yüzlerine vurmuştur.

Ama, anlayan kim? Onların derdi milletin rahatı, felâhı, huzuru, saadeti değil ki… Onların derdi; dinsizlik, sefahat, keyfî muamele gibi nefislerinin hevesleridir. İşte bundan dolayı da, nefislerinin arzularına karşı gelen, gelmeye çalışanlara ya dünyayı dar etmiş, ya da hayat hakkı tanımamışlardır.

Bugün memleketimizde olan bilumum sıkıntı, haksızlık, anarşi, huzursuzlukların altında yatan sebep de odur. Yıllarca; millete, millete hizmet edenlere silâhı doğrultan zihniyet; hep bu yanlış düsturlarla hareket etmişlerdir.

Cenâb-ı Hak, kendisini inkâr etmek denilen küfre, imtihan gereği, kıyamete kadar müsaade etmiştir; fakat, zulme asla rıza göstermemiştir. Yarın veya yarından yakın bir zamanda bu zulümler bitecektir inşâallah! Milletin inim inim ağlayarak çektiği haksız işkence ve muameleler bitecektir artık.

Ve biz bu vesileyle diyoruz ki: Artık istibdad-ı mutlak yeter! Gerçek Cumhuriyet istiyoruz…

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*