Tezatlar ülkesi

Büyük bir İmparatorluğun mirası, göz dikenlerin gönül yarası, yiğit ve ciddî ceddimizin gür narası ve mirasyedilerin de -maalesef- yüz karası bir ülkeye yakışmayan ne olabilir ki.

En güzel ünvanlara eşlik eden bir yığın başka ünvanlardan işte biri daha:

Tezatlar ülkesi!..

Muhabbetle husûmetin, kardeşlikle adâvetin, saadetle şekâvetin, iktisatla israfın, cesaretle korkaklığın, yalanla sıdkın, dindarlıkla dinsizliğin, hülâsa bütün zıtların bu kadar iç içe, bu kadar kol kola olduğu başka hangi diyar gösterilebilir?

Diyeceksiniz ki, dünyanın yapısı böyle..

Diyeceksiniz ki; hayır ve şerrin, mükâfat ve mücazatın kesin hatlarla ayrılacağı kudret diyarı ahiret yurdunda. Hikmet ve imtihan yeri olan dünyanın mahiyeti budur.

Pekâlâ bütün bu zıtların bütün şiddetiyle harmanlandığı yer neresidir?

Elbette ki, İslâm âleminin hilâfet merkezi en son neresi olmuşsa, orası olacaktır.

Ahirzamanda beklenen şahısların faaliyet alanı neresiyse, orası olacaktır.

Süfyan ile Mehdî’nin yüz yüze geldiği ve Süfyanizm ile Mehdiyetin kıyasıya çarpıştığı yer neresiyse, orası olacaktır.

Ah bir de, bu iki zıt kutupları birbirine yaklaştırma ve barıştırma çabaları olmasa, ah bir de Fatih’in düşmana atılan toplarını tutan Cibali Baba misali zevat olmasa, ah bir de “dinde mutaassıp, muhakeme-i akliyesi kıt”lar olmazsa, ah bir de meydanlar, iyilik zannıyla fenalık yapanlarla dolup taşmasa ve ah bir de günübirlik siyaset meftunları başlarını kaldırıp Müceddidin, uzakları yakınlaştıran dürbünüyle bakabilseler…

Ne zaman sardıysa sardı ruhları bir ikilem, ne zaman tuttuysa tuttu kafaları bir paranoya..

Baksanıza şu tabloya..

Bir korku, bir endişe sarmış ülkeyi boydan boya!

Siyasî rant adına, açıkça ayrımcılık yapıldığı, etnik ve politik gruplaşmalara birinci ağızdan prim verildiği nerede görülmüştür?

Askerde bir komutanın, “Erciş nereye bağlı?” sorusuna Ercişli bir er’in cevabı şöyle olmuş: “Komutanım, direkt Allah’a bağlı!”

Çok sevdiği “Yeşil Erciş”ini, öteden beri il olarak görmek isteyen bir Erciş sevdalısının, her ne kadar bu yakıştırmayı, “Van’ı ağzına almama” adına yaptığı söylenirse de, doğrusu “direkt Allah’a bağlı” hükmünün karşısında ancak boyun eğilir, “amenna ve saddakna” denilir.

Evet; Van’ın da, Erciş’in de, dünya ve kâinatın da kime bağlı olduğunu, insanoğlu gafletle unutunca, Sultan-ı Kâinat (cc) böyle çeşitli vesilelerle hatırlatıyor, insanoğlunu gafletten uyandırıyor. Hatırlatma şiddeti de; gafletin, isyanın ve zulmün derecelerine göre farklı olabiliyor!

İşte gafletin şiddetine bakınız ki, ülkemizde terör belâsı devam ederken, deprem ve çeşitli uyarılar, uyanık kalpleri titretirken bile, nazarlarımızı malayaniyattan ve âfaka dalmaktan kurtaramıyoruz. Maazallah!

YAZDIR

Mikail Yaprak

Eğitimci – Şair – Yazar

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*