İktidarı çatışma ile devam ettirmek…

Doğu veya Batı

altSiyasal yollarla elde edilen iktidarların, çoğu kez çatışma teorisi ile devam ettirilmesi metodunun, yeni olmadığını biliyoruz. Toplumun içinde bulunduğu hoşnutsuzluğu, itirazı ve hatta isyanı bastırmak için, dışarıdan düşman edinmek tarzının bedevilerde de olduğunu, Bediüzzaman eserinde belirtiyor. ”Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden, belki elli adamdan fazla öldürdükleri hâlde, Sipkan veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit, o iki düşman taife, eski adâveti unutup, omuz omuza verip, o haricî aşireti def edinceye kadar dahilî adâveti hatırlarına getirmezlerdi.”(Mektubat s. 260) Siyasetle iş başına gelip, millet iradesine karşı gelen ve hukuksuzluklarının ortaya çıkmasını istemeyen iktidarlar, bu sırrı menfilikte kullanıyorlar.. Kendi varlıklarını, “devletin varlığı  ve milli beraberliğin teminatıyla“ özdeştiriyorlar.

İnsanın psikolojik cihetini kullanan çoğu demokrasi karşıtı idarecilerin, geçmişte olduğu gibi günümüzde de görüyoruz. Pakistan’da merhum Butto, zaaf hissettiğinde Hindistan ile savaşı gündeme getirirmiş, derler. Saddam ise; hem Baas’taki kalkışmaları ve hem de aşiretlerin isyanlarını  İran Savaşı ile bastırmıştı. Avrupa’da da durum farklı değil…  Reagan Amerika’sı Libya ile, Thatcher İngiltere’si Arjantin ile iktidarlarını sağlamlaştırmaya çalıştılar. Bu teoriyi Sarkozy de denemek istemişti,  Afrika’da… Fakat AB müsaade etmedi.

Angela Merkel’in suni olarak çıkarttığı PEGİDA sokak hareketleri ve sonradan partileşen AfD  siyasal kalkışması da bu çerçevede okunabilir. Hatta Angela’nın; Türkiye ile anlaşmalı çıkardığı ”çatışma krizleri de” bu daireye dahil edilebilinir. Yukarda  müşahhaslaştırmağa çalıştığımız hadiselerin daha canlısını, günümüz Türkiye’sinde yaşamıyor muyuz? AKP iktidarına dışarıdan, dışarıdan konjukturel gelen yardım ve desteklerin azalmasıyla birlikte, parti kurmayları çatışma teorisini teker teker denemeye başladılar. Burada yapılacak sosyopsikolojik ve politik araştırmalar, inanıyoruz ki hadiseyi tüm mantıkların anlayabileceği şekilde ortaya koyacaktır.

SAVAŞ  ÇIKARMA TEŞEBBÜSLERİ…

Sabık başbakanlardan Davutoğlu döneminde, medyaya sızmış bir anekdot vardı. “Sınır ötesine (Suriye’ye) birkaç bomba atarak çatışmayı başlatabiliriz.” Ve epeyce uğraştılar. Dış işlerinden bu niyeti ihbar edenler ağırca cezalandırıldılar, diye hatırlıyorum. Fakat meseleyi ”Fırat Kalkanı” boyutunda ve Rusya’nın kontrolünde götürmek zorunda kaldılar… O günlerin ani değişen şartlarını hatırlıyorsunuz.

Barış süreci ve akil adamlar gölgesinde, II. Avrupa’nın Güneydoğumuza yaptığı silah yığınağı… Hükümetin itiraflarından öğrenmiştik… Ve barış süreci ile savaş, AKP’yi Atatürkçüler cephesinde sevimli hale getirmişti. Şehirlerin yerle bir edildiği bu çatışmalara yönelik en ufak bir itiraz veya tenkit, söyleyeni “vatan hainliği“ ile karşı karşıya getireceğinden, her kes susmak zorunda kaldı… Ve maalesef savaş hukukuna uymayan icraatlarıyla Türkiye, AB ülkeleri kamuoyunda hedef haline getirildi. AKP’nin kendisini müdafaa sloganı belliydi: Bize itiraz edenler teröristtir, PKK’lıdır  ve vatan hainidirler… Ses yok, ülkede…

Mevcut iktidarın Fethullah Gülen ile başlattığı savaşı, tarih mutlaka yazacaktır. Bizzat elleriyle yetiştirdiği kadrolarla iktidarı uğruna savaş… Ve zulümle iktidarını devam ettirmek isteyen garip bir mantık… Türk mahkemelerinden ümitlerimizi kesmeksizin, iki yüz bini burada zindanlarda ve ondan fazlası da yurt dışına kaçmak zorunda kaldılar… 15 Temmuz’da  insanımıza kurşun sıkan asiden ta hayatında bir kez cemaatin bir toplantısına katılan garibe kadar… Hepsi aynı kareye yerleştirilerek onlarla savaşan AKP iktidarını sağlamlaştırmağa çalışıyor..

AVRUPA  CEPHESİ…

AB‘yi suçlayan AKP kurmaylarının, yakın Avrupa tarihini bilemediklerinden emin olabilirsiniz. Zira kullandıkları üslup, çalıntı bir üslup. 68 kuşağının üslubuyla günümüz Avrupa’sına hücum edenler, Türkiye’yi ve Türk insanını içine düşürdüğü zilleti; yarım asırdır o kıtada köklerini Kuzey topraklarına salmış Türkler’e sormak lazım. 68’den 2018 e kadar… Elli seneye yakın bir zaman geçmiş. Avrupa’daki  demokratik ve sosyal değişimler… Ve Türkiye’nin hemen hemen bağımlı olduğu bir Avrupa… Bu cepheyi açanların, durumu bizden daha iyi bildiklerinden kimsenin şüphesi olmamalı… Peki neden? Yukarda arz ettik: Neo liberal ve neocon kurgulu Merkel ve AKP iktidarları çatışma teorisi ile önce siyasi ömürlerini uzattırmak istiyorlar… Sonra da ortak düşmanları AB’yi, BOP karşısında güçsüz bırakarak, troçkilerin devrimlerine devam edebilme şartlarını hazırlıyorlar… Şayet ömürleri yetişirse…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*