Baharın rengi kızıla döndü

Arap dünyasındaki ihtilâl ve isyanların bahar olmadığını müdakkik Müslümanlar biliyorlardı. Doha’dan organize ve finanse edilen hareketlere “Arap baharı” ismini ilk önce Amerika’daki Brooking Enstitüsü yakıştırdı. Aynı paraleldeki global medya da bu ismi benimsetmek üzere çarklarını çevirmeye başladı.

Başından beri, diktatörlerin zulmü altında inleyen Arap halklarını ihtilâllere teşvik eden düşüncenin rengi kızıldı. Fakat hürriyete susamışlık, zulmün kırbaçları ve yavaş yavaş dışardan gelen yardımlar, çoğu Arapların yeşil ile kızıl arasındaki farkı görmelerini engelledi. Atlas’tan Hint kıyılarına kadar İslâm coğrafyası “bahar! bahar!” diye çınladı. Kuzey Avrupa’dan Londra’ya, New York’tan İtalya’ya facebook üzerinden haberleşen ve giderleri Batılı STK’larca ödenen devrimci gençler, Tunus’a, Kahire’ye ve Bingazi’ye üşüşmeye başladılar. Dünya devrimcileri yüksek teknolojinin yardımıyla bu dehşetli organizelerinin üzerini hürriyet ve demokrasi şalı ile kapatınca, dış dünyadan habersiz Araplar tehlikeyi göremediler.

DEVRİMCİLER ÇOCUKLARINI YİYOR

Arap baharının bir devrim olduğunu ilk defa turuncuculardan işittik. Önceden altyapısı hazırlanmış Tunus için Yasemin devrimi diyorlardı. Uçak dolusu para ve külçe altınlarla kızgın halktan kaçırdıkları Bin Ali’nin de devrimci olduğunu sakın unutmayalım. Kahire’de ise tezgâh Tahrir’e kurulmuştu. Devrimciler, halk ile karşı karşıya gelmemek için Ekim devriminde olduğu gibi saraya yürümüyorlardı. İşin garibi, kellesini istedikleri Hüsnü Mübarek de Nâsır’ın izinden yürüyerek başkanlığa yükselmiş bir devrimciydi. İster Kemalizmin kurucularından Haim Naum’un çizgisi diyelim, isterseniz devrimin öz çocuklarını hunharca parçaladığını varsayalım… Netice değişmiyor.

Devrimin Bingazi’de, Trablusgarp ve Misrata’da ne denli vahşileşerek yamyamlaştığına taaccüp edenlere biz şaşırdık.

Ankara çıkışlı Muammer Kaddafi’nin rengi de yeşil değildi… Dünyadan ve devrimlerden habersiz Libyalıların 68 kuşağına mensup Kaddafi’ye birikmiş intikamlarını yeni devrimlerinde enerji olarak kullanan Sarkozy, Rasmussen ve Pentagon’daki Troçkicilerin İslâm’a düşmanlıkları çok şiddetliydi. Bahar intizarındaki Libyalılar çölün yeşermesini beklerken Akdeniz’in güney şeridi kızıla boyandı. İnsan hayatına düşman devrim, masumları denizle sahra arasında sıkıştırarak katlediyordu. Modern teknolojiyi gasp eden isyankâr dinsizler, insansız uçak ve helikopterlerle muhalif-muvafık demeden ateş ederken, sahilleri de zalim filolar tuttu Ömer Muhtar’ın köyünde… Olan oldu ve devrimciler el değiştirdiler.

SÜREKLİ DEVRİM

Devrimcilerimizi üzen gelişmeyi gazetelerden okurken, baharcılarımızı da hatırladık. Mısır halkı, seçimlerde derimcilere rey vermemiş… Beşyüz küsur üyeli Mecliste “Devrimler devam edecek” partisine yalnızca yedi vekil düşmüş. Halbuki Mısır devriminin organizesi, Tahrir süreci ve devrimin baştan sona finanse edilmesinde yüzde doksan pay bu gayretkeşlere aitmiş. Üstüne üstlük uluslar arası ilişkiler Bakanı Farize Ebul Nega, ABD’yi ülkedeki kargaşayı devam ettirmek isteyen STK’ları desteklemekle suçlayınca, münasebetler gerilmiş. Yabancı fonlardan gelen paralarla kargaşa çıkartıldığını bizzat mahkemeye ibraz etmiş ve arkasından 13’ü Amerikalı olmak üzere 45 STK çalışanını da ismen hakimlere bildirmiş Mısırlılar….
Bolşevik devriminin tarihçesini bilenler, “Devrim devam edecek” sloganının tedailerini de az çok bilirler. Komünist devrimlerin babası Lenin’in “Sürekli devrim” parolası tekrar Arap coğrafyasında yansıma buluyor. Rothschild’in ABD ve Avrupa’daki yardım fonları ihtilâl ülkelerine aktıkça, elbette devrimler devam edecek. Senelerdir bizde devam eden turuncu devrimler ile Troçkicilerin kontrolündeki Marksist Kürtlerde olduğu gibi… Yani Türkiye’nin devrimlerin kıskacında olduğunu birileri iddia ederse, itiraz etmemenizi tavsiye ederiz.

DEVRİM DEMOKRASİYE DÜŞMANDIR

Lenin ve Troçki isteydiler, Rotschild’in paralarıyla Rusya’yı demokratikleştirebilirlerdi. Fakat devrimin çekirdeğini semavî dinleri inkâr ve insanî değerleri tahrip oluşturunca işler değişiyor. Bildiğimiz gibi Kemalistler de İslâm demokrasisini katlettiler. Cumhuriyetin içini boşaltıp mutlakiyeti cumhuriyet olarak okul kitaplarına yazdılar. Avrupa’nın dinsiz ve sefih kanadı isteseydi, baharlar kana bulunmadan Arabistan’a demokrasi gelebilirdi.

Takip edebildiğimiz kadarıyla önceleri turuncu olan baharın rengi iyice kızıla dönüyor. İhtilâlciler devrimlerin sürekli olacağını ilân ediyorlar. İddialarını iç karışıklıklarını tırmandırarak ispat etmeye çalışıyorlar. Halbuki baharlarımızın fıtrî rengi yeşildi, fakat Arap baharının rengi kızıla döndü… Kızıl ise anarşi, vahşet ve dinsizliği tedai ettiriyor bize. Yoksa yanılıyor muyuz?

Benzer konuda makaleler:

1 Yorum

  1. Bediüzzaman Münazarat isimli eserinde meşrutiyet ne zaman gelecek? sorusuna 100 yıl sonra diyor. Bu eser 1911 yılında yazılmıştır. Aradan 100 yıl geçtikten sonra 2011 baharında Arap uyanış hareketleri başlamıştır. Bu keşif ve keramet değil de nedir?
    Arap baharı başta Türkiye’deki Nur hareketi sayesinde ortaya çıkmıştır. Muharriki bil vasıta değil Muharrik-i bizzat dır. ABD ve AB ok yaydan çıktıktan sonra uyanış hareketinin yanına geçmiştir. Yoksa Arap baharını onlar çıkarmış değildir. Buazizi isimli protestocu Tunuslu’dur kimsenin ajanı değildir ve fitili ateşlemiştir.
    Kaldı ki bu uyanış hareketi ABD’nin planları ile olmuş olsa bile müspet hareket prensipleri ile ortaya çıkan bir hareket olup şiddetten kaçınmaya çalışmışlardır. Genelde Arapların özgürlük ve diktatörlerden kurtulma mücadelesidir. Buna karşı çıkmak “yok yahudi oyunudur vs.” demek Arapları küçümsemek ve onların insanca yaşamak arzusunu küçümsemek demektir. Hala Arap baharına niçin karşı çıkılıyor anlayamıyorum. Hiç böyle bir şey arap fitnesi olur mu? Bari üstadımıza karşı çıkmayın. Bediüzzaman bu günleri görmüş hem söylemiş hem de yazmış daha ne yapsın…

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*