Ekmek ile hürriyet arasında…

Image
İkisini beraber vermiyorlar. Garip bir tercihle karşı karşıya kalıyorsunuz: Ekmek mi, hürriyet mi? İşin içine ihtilâller, ıztırap ve imtihanlar girmeseydi, belki de ekserimiz hürriyet diyecektik. Fakat nerede? Hürriyete talip olanlara henüz yolun başında gözdağı verilmeye başlanıyor. Bedeller sıra sıra… Sonra dizi dizi faturalar. Tercih damını kuranlar, milletin ekmekten yana tavır almasını bekliyorlar.

Yakın tarihin en büyük hürriyet âşığı Bediüzzaman Hazretleri, “Ekmeksiz yaşarım, fakat hürriyetsiz yaşayamam” diyor. Bu cümleyi yalnızca şehamet, cesaret ve celâdet çerçevesinde değerlendirmeyelim. Osmanlı ve onun devamı olan Türkiye’de ekmek ile hürriyet arasındaki tercihte midesini düşünenlerin, zamanla ekmekten de mahrum kaldıklarını milletçe yaşadığımız hadiseler ispat ediyor.

Türkiye’de milleti fakr u zarurete mahkûm eden güçlerin, millet iradesine karşı hazırladıkları ihtilâllerin sonrasında efkâr-ı ammeyi iğfal için rüşvet dağıttıklarını bilmeyenler, izaha çalıştığımız çerçeveyi anlayamazlar. Anlaşılması için mânâyı müşahhaslaştırmak gerekiyor. Yaşadığımız son iki ihtilâl sonrasındaki gelişmelerden birkaç manzara arz edeceğiz.

Bizim neslimiz, 12 Eylül ihtilâlini dolu dolu yaşadı. İhtilâl sonrasında, cuntacıların ve onların sivil temsilcilerinin en çok gündemde tuttukları mesele ekonomi idi. Senaryo gereği ekonomist Turgut Özal evvelâ Bülent Ulusu’ya yardımcı olarak getirilmiş ve sonra da Amerika’da özel kurslara tâbi tutulmuştu. İhtilâl ürünü ANAP hükümetlerinin milleti iğfal eden tarafı ekonomi idi. Hürriyet karşıtı global ve lokal güçler Özal’a methiyelerde bulunuyor, maddî ve manevî desteklerle bu ekibin millete rüşvet dağıtmasını sağlıyorlardı. Haram-helâl demeden yiyen kadrolar, ara ara zekâtlarının zekâtını da millete rüşvet olarak dağıtıyorlardı. Bu hürriyet ve demokrasi karşıtı hava, maalesef referandumlarla meydanlara da yansımıştı. Demokrasi gelmesin, siyasî partilere izin verilmesin diye, ekonomi ile parlatılan kadrolar yüzde elliye yakın rey bile almışlardı. Fakat devam etmedi. 12 Eylül cuntasıyla milletin elinden alınan haklar geri verilmedi, ANAP erime sürecine girdi. Zillet ve rezaletle dolu günlerden sonra parlak ekonomi balonu kısa sürede söndü. Hürriyetleri müteakiben ekmek de kaybolmuştu. Milletin zihnindeki ANAP hükümetlerinin resimleri, o günlerin mahsulüdür. Ekmeği hürriyete tercih edenler her ikisinden de mahrum kalmışlardı.

28 Şubat sonrasında, Ecevit gibi meyyit-i müteharrik bir hükümetin ardından gelen AKP hükümetlerinin format olarak ANAP’tan çok farklı olduğunu zannedenler, zamanla yanıldıklarını anlıyorlar. “Dindarlık” dozajı arttırılmış kadrolarla oluşturulmak istenen dört eğilimin tutmadığını herkes biliyor. Dinî ve millî referansların radikalce kullanıldığı bu dönemin de yükselen değeri ekonomi idi. 12 Eylül’den arta kalan hürriyetleri zabt u rabt altına alan 28 Şubat ihtilâlinin mûnis müritlerinin seslendirdiği ekonominin Özal ekonomisinden daha kötü noktalarda olduğunu, belki de Mehmet Şimşek bizzat kendisi açıklayacak. Milletin maddî-manevî değerlerinin de yoluna istismar edildiği ekonomiyi acıklı akıbetten kurtarmak için beklenen global yardım da azalınca, belki de işler JETPA’cı Fadıl’ın sonunu tedai ettirecek. Bu bir felâket tellâllığı değil, ekmeği hürriyete tercih etmenin neticesini haber vermektir.

Elimizde AB reformları gibi hürriyet yolunda bize kuvvet verecek imkânları bilerek kullanmayanları, kader zaman içinde cezalandıracaktır. Halbuki hürriyetle hükümetin eli kuvvetlenecekti. Milletler arası para dilenciliğinden bizi kurtaracak reformlara ulaşacaktık. Her AB ülkesi gibi bağımsızlığımıza topluluk içinde kavuşacaktık. Ulusalcılık oyununu hakikî hürriyetlerimizle bozacaktık. Ne dindarlığımız, ne millî servetimiz ve ne de bağımsızlığımız zarar görmeden birinci lige çıkacaktık.

Bazılarımızın zehabınca ekmeğin zamanla hürriyet ve adaleti de temin edeceği düşüncesinin, şu dünyada henüz pratiği görülmedi. Yani ekonomik refah seviyemiz yükseldikçe hürriyetlerimiz gelişecek, bağımsızlığa kavuşup adaleti icra edeceğiz diyenlerin düşüncesi bilinçsiz materyalizme dayanıyor. Emek, eşitlik, fakirlikle savaş, işçi-köylü hakları ve sömürüye hayır diyenlerin; dünyayı evvelâ hürriyete ve sonra da ekmeğe muhtaç bıraktıklarını neslimiz pek iyi hatırlar. Dünyadaki hareketleri statik, önümüzdeki engelleri yok ve ahir zaman şartlarından âzâde düşündüğümüzde ekmeğin belki de hürriyete yardımcı olabileceğini zannedebiliriz. Gel gör ki; maddî-manevî varlığımıza göz dikmiş global ve lokal çete ve cereyanlarla, her an bir kerr ü ferr harbi yaşıyoruz. Kıt’alar ve sınıflar arasında meydana gelen dehşetli çatışmalarda hürriyet karşıtlarının elleri armut toplamıyor. Teknolojinin son harikalarını kullanarak insanlığa ve bilhassa Müslümanlara hücum ediyorlar. Müslümanların temsilcisi Türkiye’deki hükümetlerin ihtilâl sonralarındaki “ekmek” tercihleri, yalnız Türk milletine zarar vermemiştir. Bin seneden beri İslâmın bayraktarlığını yapan kahraman bir milletin çocuklarının gözlerinin içine bakan yüzlerce milyon mazlûm insana da zararı dokunmuştur. Ekmek peşinde koşmanın önce zilleti ve daha sonra da rezilliği netice verdiğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır.

Image

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*