Ay”a gerçekten çıkıldı mı?

“Ey arkadaş! Semavatın dokuz tabakadan ibaret olduğu, eski hikmetin hurafelerinden biridir. Onların o hurafevari fikirleri, efkâr-ı âmmeyi istila etmişti. Hattâ bazı müfessirler, bazı âyetlerin zahirini onların mezheplerine meylettirmişlerdir.

Hikmet-i cedide ise feza denilen şu boşlukta yalnız yıldızların muallak bir vaziyette durmakta olduklarına kaildir. Bunların mezhebinden, semavatın inkârı çıkıyor. Ve bu iki hikmetin birisi ifrata varmışsa da ötekisi tefritte kalmıştır.

Şeriat ise Cenab-ı Hakk’ın yedi tabakadan ibaret semavatı halk etmiş olduğuna hâkimdir ve yıldızların da balık gibi o semalar denizlerinde yüzmekte olduklarına kaildir.” 1

Bu ifade dünya ve kainatın yaratılışına ait çok mühim bir hakikati beyan ve tefsir ediyor. Eski hikmet, yani eski fen ve felsefe semavatın dokuz tabaka olduğunu söylüyor. Bu ise hatalı bir bilgi. O nedenle yedi kat olan semayı dokuz kata çıkararak ifrat etmişler ve böylece hatalı bir hüküm vermişler. Günümüz fen ve felsefesi ise semavatın vücudunu ve tabakalarını adeta inkar ediyor. Güneş sisteminin ve yıldızların boşlukta döndüğünü söylüyorlar. Yukarıdaki ifadeye göre bunlar da ciddi bir hata içindedirler. Çünkü yedi kat olan semanın bütün tabakalarını yok sayarak inkâra dalıyorlar. Halbuki Kur’an’ın bize bildirdiği yedi kat semadır. Bu ise kesin ve kati bir bilgidir. Çünkü Kur’an her şeyi yaratan ve alemlerin rabbi olan Allah’ın kelamıdır.

Bu nedenle yedi kat sema haricindeki her yorum ve bilgi yanlış ve eksik bir bilgi demektir. Nasıl ki eski hikmetin dokuz sema tabakası tanımı yanlış bir bilgi ise, günümüz astronomi biliminin ifade ettiği sonsuz bir boşluk olan uzay tanımı da o derece yanlış ve eksik bir bilgidir. Onun için günümüzde astronomi ilminin verdiği bilgilere ihtiyatla yaklaşmak lazım. Zira bu gün için uzay hakkındaki bilgilerin çoğu matematiksel ve fiziksel fantazilere dayanmaktadır. Çünkü doğru dürüst bir gözlem ve deney yapılamamıştır. Ancak dünya yüzündeki teleskoplar ile sema ve uzay izlenebilmektedir. Çünkü dünyanın sınırları aşılıp da uzaya çıkılmış değildir. Günümüzde uzay bilgileri NASA denilen kurumun gözlemlerinden elde edilmektedirler. NASA ise doğru ve kesin bilgiyi gizlemekte, hatta dünyaya yanlış bilgi sevk etmektedir.

Mesela Ay’a çıkılma meselesi. NASA 1969 yılında Ay’a içinde astronotların olduğu uzay aracı gönderdiğini dünyaya duyurmuştu. Hatta bazı fotoğraf ve görüntüleri servis etmişti. Bu gün çok açık ve net olarak ortaya çıktı ki, bu görüntü ve fotoğraflar sahte ve gerçek dışı. Çünkü Ay’a asla gidilmemiş ve ayak basılmamış. Aydan çekildiği söylenen fotoğraflar da bir o kadar uydurma. Hala bu gün bile dünyanın gerçek boyutlarını bilmiyoruz. Zira bu gün için dünya sınırları daha aşılamıyor. Dünyanın en çok beş yüz kilometre yükseğine çıkılabiliyor. Yani Van Allen denilen kuşak geçilmiyor. O yüzden Mars’a araç göndermek, güneş sistemine uydu yollamak bilgileri hiç de gerçeği yansıtmıyor. Ne yazık ki tüm bu bilgileri NASA’nın bilimsel fantezilerinden öte bir şey ifade etmiyor bu gün için.

Zaten Risale-i Nurdaki tanımlara baktığımız zaman bir çok konuda günümüz astronomi biliminin çok yetersiz bir bilgiye sahip olduğu görülür. Yedi kat sema, dünyamızın bastedilip döşek gibi yayılması, güneşin ve diğer yıldızların sema denizi içinde yüzmesi, esir maddesi gibi konular günümüz astronomi bilimi tarafından kabul edilen konular değil. Ancak bu gün içinde dünyanın yüz kilometre ötesine gidemeyen bir astronomi bilimine de ne kadar itibar edilebilir?

İnşallah bundan sonra bir kaç makale ile Risale-i Nurdaki semavatın ve dünyamızın yaratılışı ile ilgili bazı konuları yorumlamaya çalışacağız.

Dipnot:
1 . Risale-i Nur-İşârât-ül İ’caz, s.263

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*