Mağdur diye diye biz mağdur olmayalım

Siyaset Günlüğü

alt15 Temmuz sonrasında yüzlerce binlerce insan mağdur oldu.

Binlercesi işinden atıldı…

Binlercesi hapiste…

Çoluk çocuk perişan oldu…

Vicdan sızlatan haller yaşanıyor.

Bu konuda ne kadar söz söylense yine de azdır.

Zaten Yeni Asya da elinden geldiğince mağdurların dili olmaya çalışıyor.

İnsani ve vicdani bir sorumluluk taşıyarak.

Ancak,

Her anımızı mağdurlara tahsis etmek, her yazımızı mağdurlara ayırmak, sürekli olarak bu işle meşgul olmak ne kadar doğru bilemiyoruz?

Bu noktada dikkat etmek gerekiyor.

Çünkü,

farkında olmadan tam da siyasetin içinde buluyoruz kendimizi.

Siyasi kavgaları pür dikkat izliyoruz.

Evimizde, işyerimizde, hatta nur derslerimizde sohbetlerimizde…

Zihnimiz sürekli bu mesele ile meşgul oluyor.

Haydi bazı kardeşleri mazur görelim.

Vazife icabı ilgili olabilirler.

Peki asıl vazifesi nur hizmeti olan kardeşlere ne oluyor?

Günde bir iki sayfa Risale okunamıyor…

Saatlerce günlük meselelerin içine dalınıyor.

Duyuyoruz…

Geç vakte kadar tartışma programlarını izleyip sabah namazını kaçıranlar var. Nur derslerinde ifrat edip kardeşler arasında uhuvveti bozacak derecede politik tartışmalara girenler de cabası.

Kendisine nur talebeleri diyen bizlerin asıl görevi bu değil.

Çünkü asıl görevimiz nur hizmeti.

Bizlerin nurları okumak, oradaki prensipleri hayatımıza tatbik etmek, iman ve İslam hizmeti yapmaya devam etmek, toplumdaki kardeşlik bağlarını güçlendirmek gibi temel vazifelerimiz var.

Siyasi boğuşmalara ayıracak vaktimiz yok.

Zaten mağdurların problemi de ona kızmakla, buna öfke duymakla, bazı kesimleri tahrik etmekle çözülmez.

Çözüm yine manevi cephenin tahkimi ile olur.

İşte Üstadın hayatı…

Ülkede dehşetli olaylar olurken o kitap yazmış. Risaleleri neşretmiş.

Hep okumuş ve okutmuş…

Böylece manevi bir set meydana getirmiş…

Ki, sonunda o dehşetli cereyanlar geri adım atmak zorunda kalmışlar.

Bu günde yapılacak olan şey aynıdır.

Manevi bir set oluşturmak.

Bu da iman ve nur hizmetine dört elle sarılmakta olur.

Yoksa her anımızı siyasi ve dünyevî cereyanlarla meşgul ederek değil.

Zaten son yaşanan musibet de hizmet hareketinin aşırı derecede siyasete bulaşıp dünyevileşmesi neticesinde başımıza gelmedi mi?

Hatta çokları onlara gıpta ile bakıp keşke biz de öyle olsak diyorlardı.

Ama görüldü ki o yol yol değil.

Bizim yolumuz doğru bir şekilde Nurlarda çizilmiş.

Öyleyse yapılması gereken ciddi bir istiğfar ile Rabbimize yönelmektir.

Ya Rabbi senden başka mercimiz yoktur, senden başka güç ve kudret yoktur, biz nefsimize zulmettik, hatalarımızı bağışla” diyen Yunus Peygamberin sözlerini kendimize şefaatçi yaparak doğrudan Rabbül Aleminin rahmetine ve şefkatine sığınmaktır.

Yoksa mağdur diye diye asli görevlerimizi bırakıp siyasetin ve günlük boğuşmaların içine dalarsak asıl mağdur biz oluruz.

Zaten bu fitneyi ateşleyenlerin ve asıl ipleri elinde tutan karanlık mihrakların da istediği tam budur.

Yani manevi cepheyi dağıtmak ve bozmak.

Öyleyse yapılacak iş bellidir.

Dört elle Nurlarda sarılmak.

Okumak, okutmak ve böylece manevi bir set oluşturmak…

O zaman haydi iş başına…

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

Ahmet Said Akgül

Hakkın hatırı âlîdir; hiçbir hatıra feda edilmez!

3 Yorum

  1. Sapla saman karıştırılmış bu yazıda.
    Aslî vazifelerimizi unutmamak evet…!
    Ama haksızlığa ve zulme maruz kalan kardeşlerimize de imana ve nurlara yakışır şekilde sahip çıkıp zalimden yana tavır almamakta aslî bir vazifemizdir..

    • Değerli kardeşim;
      Yeni Asya zaten tüm mağdurlara sahip çıkıyor, onların basındaki dili olmaya çalışıyor.
      Hem de her türlü riski göze alarak.
      Bu zamanda masumları savunmak kolay bir iş değil.
      Hal böyle iken “Sanki zalime karşı durulmuyor” gibi bir imada bulunmak meseleyi eksik ifade etmek anlamına gelir.
      Saygılar…

  2. Allah sizlerden razı olsun. Meş’um hadise sonrası, Almanya’ya iltica etmek zorunda kalan -kabul ederseniz- bir kardeşiniz olarak, sayfanızı bir saate yakın bir süre, web ortamında Almanca İhlas Risalesini ararken tevafuken gördüm. Böyle bir dönemde, mazlum ve mağdurlara sahip çıktığınız için müteşekkir olmakla beraber, Ahmet Said Beyin makalesine aynen katılıyorum. Zaten sizin bütün güzellikleriniz Risalei Nur’lardan kaynaklanmakta olup, Nurlarla irtibatınız, hattı muhafazada çok mühimdir. Siyasi meseleleri takipten çok dualarınıza ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Değil, siyasi meselelerle meşguliyetinizin -haşa- farzlarda inkıtaa sebep olması, hatta Risale Nur okumalarınızda tevakkufa bile sebep olsa mes’ul olma ihtimali var. Hem baksanıza, Risalei Nur hakikatlerinin ulaştırılması gereken 80 milyon insanın olduğu bir ülkede, hem de İhlas Risalesi gibi bir risalenin Almancasına ulaşmakta zorluk yaşanıyorsa, daha yapacak çok işiniz/işimiz var demektir.

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*