“Müslüman İsevileri” unvanına layık cemiyetler

Müslüman İsevileri kimdir” isimli makalemize küçük bir ilave yapmak zarureti hasıl oldu. Bu nedenle mezkûr tabirin geçtiği ifade üzerinden bazı suallere cevap arayacağız.

İşte “Müslüman İsevîleri” tabirinin geçtiği ifade:

“Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsa aleyhisselâmın din-i hakikisini İslâmiyet’in hakikatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaati namı altında ve “Müslüman İsevîleri” unvanına lâyık bir cemiyet, o Deccal komitesini, Hazret-i İsa aleyhisselâmın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkâr-ı uluhiyetten kurtaracak.“ 1

Müslüman İsevileri kimdir” isimli yazımıza kaynak olan ifade bu. Bu kısa, öz ve veciz ifadede, belki de yüz yıl gibi uzun bir süre devam eden ilginç ve geniş çaplı bir mücadeleye dikkat çekilmiş. Ve iman ve küfür arasında devam eden bu mücadelenin önemli aktörlerine, “Müslüman İsevileri” kelimesi ile işaret edilmiş.

Bu ifadeleri kısaca tahlil edelim:

Birincisi: Deccal komitesi.

Bu komite veya akım, tüm insanlık aleminde yaratıcı fikrini inkar edecek. Tüm mukaddes değerlere hücum ederek toplumu birbirine bağlayan ahlaki ve kutsal bağları çözmeye çalışacak.

Peki bu komitenin istinat ettiği dinsizlik fikirleri nelerdir?

Üç ana fikir akımı gözüküyor.

1- Tabiatçılık, yani yaratıcılığı tabiata vermek.

2- Tesadüfçülük ve sebepleri yaratıcı olarak kabul etmek.

3- Materyalizm denilen maddeye bir ilahlık isnat etmek.

Bu fikrin uygulayıcıları ise şu şekilde sıralanabilir:

1- Bilim ve fen sahasında Darwinizm, Newtoncu mekanik dünya görüşüne sahip olanlar, katı deterministler, atom ve maddeye tapınan bilimciler, fen yolu ile ahlaksızlığı yaymaya çalışan Freud mensupları ve bilim ve fen kisvesi ile dinsizliği neşretmeye çalışan diğerleri.

2- Sosyal ve içtimai  sahada Marx, Hegel, Engels gibi fikir adamlarının oluşturdukları, Marksist ve sosyalist düşünce mantığı. Bu fikirler tamamen dinsizlik fikirlerine dayanan  fikir akımları olarak sahaya sürülmüştür.

3- Siyasi ve idari sahada ise Lenin, Troçki, Stalin, Mao gibi siyasi figürlerin teşkil ettiği Bolşevik ve komünist hareketler.

4- Devletler bazında da Sovyetler, Çin gibi komünist ülkeler ile Varşova Paktı gibi kuruluşlar.

İşte burada sayamadığımız daha bir çok destekçisi olan bu akımların en büyük  ortak hedefleri tüm dinlere, tüm inançlara ve tüm mukaddes değerlere karşı amansız ve acımasız bir mücadeleye girmeleri ve insanlık aleminde inkar-ı uluhiyet fikrini yaymaya çalışmalarıdır. Mezkûr ifadede tüm bu akımlar, düşünceler, kişiler ve gruplar “Deccal komitesi” olarak tanımlanmıştır.

İkincisi: “Müslüman İsevîleri” unvanına lâyık bir cemiyet.

Bu cemiyetin dayandıkları fikirler ise şunlar:

1- Kainat bir Yaratıcı tarafından yaratılmıştır.

2- Kainatın Yaratıcısı tek ve birdir, eşi ve benzeri yoktur.

3- Toplumun ahlaki kuralları Yaratıcının isteğine göre şekillenmeli.

4- Cemiyette hak ve hürriyetler ve inançların getirdiği insani değerler hakim olmalı.

Bu ve benzeri tüm güzel ve ahlaki değerleri tatbik etmek için mücadele veren ve “Müslüman İsevîleri unvanına layık” olanlar ise belli başlıklar altında şöyle sıralanabilir:

1- Bilim ve fen sahasında Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlayan ilmi keşifleri yapan Einstein, Planck, Paul Devies, Bohr ve daha bir çok ismi içine alan bilim adamları. Tüm bu bilim adamları İzafiyet Teorisi, Kuantum Mekaniği, Big Bang Teorisi, DNA ve genetik yapının keşfi, Entropi benzeri daha bir çok keşifle Yaratılış konusunu fiilen ispat etmişlerdir. Darvinizm gibi fen yolu ile yapılmak istenen dinsizlik çalışmalarına, mezkûr bilim adamlarının ortaya çıkardığı hakikatler büyük ölçüde iman ve inanç cihetiyle bir set olmuş ve bu gün için bu dinsizlik akımları büyük ölçüde tesirini yitirmiştir.

2- İçtimai ve siyasi sahada batı dünyasında ve Hristiyan aleminde kurulan komünizm ve sosyalizm karşıtı grup ve eylemler. Bilhassa Papa II. Jean Paul ve Lech Walesa gibi şahsiyetler ile sembolleşmiş ve benzeri kişilerin etrafında yer tutmuş İsevîler.

3- Devletler bazında ABD, Almanya, Japonya gibi devletlerle birlikte NATO ve BM gibi kuruluşlar.

4- Müslüman İsevîleri ünvanına layık, Müslümanlar içinde bulunan ve tüm bu dinsizlik akımlarını bir bir teşhis ederek, o inkarcı cereyanlara karşı Kur’an’ın elmas kılıcı ile mukabele edip iman hakikatlerini neşretmeye çalışanlar.

İşte tüm bu saydıklarımızın hepsi ve daha bilmediğimiz grup ve dini cereyanlar “Müslüman İsevîler unvanına lâyık bir cemiyet” içinde dahil olabilir. Yeter ki temel maksat dinsizliğe karşı çıkmak ve onlara karşı Yaratıcının var ve bir olduğunu savunmak olsun. Biz de, “Müslüman İsevîleri” adlı yazımızda sadece birinci maddede tanımladığımız bilim ve fen sahasında çalışan ve fen yolu ile, bilerek veya bilmeyerek, Yaratıcının varlığını ve birliğini ispatlayan bilim adamlarına dikkat çekmiştik. Tabi ki diğer maddelerde ifade ettiğimiz ve daha burada söylemediklerimiz de yine “Müslüman İsevîleri unvanına lâyık bir cemiyet” içinde dahil olabilirler. Elbette ki, konunun erbapları daha geniş izahlar yapabilir. Bu noktada Sami Cebeci‘nin 2. Jean Paul çok farklı bir Papaydı yazısına bir göz atılabilir. 2

Sual: “Müslüman İsevîleri” diye tanımlanan bilim adamları arasında Einstein gibi yahudi olanlar var. Hatta orada sayılan bazı kişiler dinsizlik fikrine sahip. Bunları nasıl “Müslüman İsevîleri” sınıfına dahil edeceğiz?

Cevap: Doğrudur, bu kişilerden bazıları Yahudi ve bazıları da zahiren yaratıcı fikrine karşı imiş gibi bir görüntü veriyor. Ancak bu noktada önemli olan kişilerin şahsi inançları ve düşünceleri değil. Bilim yolu ile elde ettikleri sonuçlar ve bu sonuçların Yaratılış inancına yaptığı hizmetlerdir. Mesela Einstein E=mc² diye bir hakikat keşfetmiş. Bu hakikat maddenin aslının enerjiden ibaret olduğunu, maddenin asıl olmadığını, yoğun bir enerji yumağı olduğunu ifade etmiştir. Bu bir tek formül bile maddeye tapanların beyninde bir atom bombası tesiri yapmış ve onların materyalist fikirlerini paramparça etmiştir. İzafiyet Teorisi ile mekanikçi görüşü susturan ve genişleyen bir kainat fikri ile Big Bang gibi doğrudan yaratılışı ispat eden ve inanç açısından çok önemli bir teoriye zemin hazırlayan yine Einstein’dir. İzafiyet teorisinin bast-ı zaman ve tayy-ı mekan konularını da izah ettiğini unutmayalım.

İşte ister Yahudi, isterse inanç noktasında eksik olsun, bu bilim adamlarının elde ettikleri ilmi ve fenni bulguların çoğu inanca hizmet etmiştir. Hatta bu bilim adamlarından bazıları olayın farkına varıp kendi buldukları bilgilerin aksini ispatlamak için uğraşmışlar, ancak her çabalarında yine inançlara hizmet eden özellik öne çıkmış. Yani önemli olan fiili durumdur ve elde ettikleri hakikatlerdir.

Zaten Üstad da “Müslüman İsevîleri unvanına layık” tabiri ile buna dikkat çekiyor. Unvan nedir? Çalışma yolu ile fiilen kazanılan bir durumdur. Mesela Şanlıurfa ve Kahramanmaraş ilimiz var. Bu illerin önündeki “şanlı ve kahraman” unvanları İstiklal Harbinde gösterdikleri büyük mücadele nedeniyle verilmiş. Mesela profesör unvanı bir bilim adamına üstün ilmi çalışmalar için verilir.

İşte onun gibi Yaratıcının varlık ve birliğine hizmet eden bilim adamları da yaptıkları çok değerli çalışmalar ile “Müslüman İsevîleri” unvanına liyakat kesp etmişlerdir. Şahsi düşünceleri ne olursa olsun bu unvan hakikati değişmez.

Bu konuda bize yol gösteren iki mühim düstur:

“Öyle ise herbir müslümanın herbir sıfatı müslüman olması lâzım olmadığı gibi, herbir kâfirin dahi bütün sıfat ve sanatları kâfir olmak lâzım gelmez.”

“Fena ve fâni bir adamın, güzel ve bâki şöyle bir sözü var:  Zulmün topu var, güllesi var, kalesi varsa Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.“

Bu fikirler ışığında diyebiliriz ki kişinin fiiline ve davranışlarına bakmak lazım. Yoksa kişinin sadece şahsi düşünce ve inancına bakarak hüküm vermek bazen yanıltıcı olabilir. Mesela Fevzi Paşa dindar ve namazında niyazında birisidir. Ama Üstad onu Kemalist düşünce akımının en büyük destekçisi olarak tanımlayıp teşhis ediyor. Cengiz Han‘ın yanında da Cafer Hoca diye birinin bulunduğu da unutulmamalıdır.

Peki, “Müslüman İsevîleri” içinde sayılan ve dinsiz gibi görünen bilim adamlarına ne diyeceğiz?

Onların ekseriyeti Yaratıcıya inanan insanlar. Ancak bazılarında görülen zahiri zıt fikirler ise Hristiyanlık inancındaki teslis düşüncesine karşı çıkmaktır, yoksa Yaratıcıyı inkar etmek değil. Zaten Üstad da Hristiyanlık tasaffi edecek derken bu hususa dikkat çeker. O bilim adamlarının bir çoğu da bu teslis inancını inkar etmişlerdir. Bazıları yanlış anlayarak sanki o kişi Yaratıcılığı inkâr ediyor zannediyorlar. Öyle bile olsa yine de elde ettikleri  ilmi ve fenni keşifleri inanca hizmet etmektedir. Mesela bir adam kömür bulmak niyetiyle bir kuyu kazsa ve sonunda kömür yerine parlak bir elmas eline geçse, o adamın niyeti ne olursa olsun, bu durum elmasın değerini hiç düşürmez. İşte o bilim adamlarının da çoğu elmas kıymetinde bir çok  imani hakikatleri keşfetmişler ve aleme neşretmişlerdir.

Son söz sözün Üstadına ait:

“Kastamonu’da lise talebelerinden bir kısmı yanıma geldiler. “Bize Hâlık’ımızı tanıttır, muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar.” dediler.
Ben dedim: Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah’tan bahsedip Hâlık’ı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.”3

Dipnotlar:
1- Mektubat, s. 501
2- http://samicebeci.net/2-jean-paul-cok-farkli-bir-papaydi
3- Şualar, Meyve Risalesi, s. 205