Öz Kemalistleri ne kadar tanıyoruz?

Doğu veya Batı

altToplumda bazı isimler, ön ek alarak, “öz” veya “hakikî” kelimeleriyle birlikte kullanılırlar.

Bu halleriyle genellikle iki manayı esas alırlar. Zamanla halk tarafından benimsenmiş ve marka olmuş isimlerin şöhretinden faydalanmak isteyenler, marka tescil konusundan kurtulmak için, söz konusu ismin başına “Öz” ekini getirirler. Bir de, mahiyeti milletçe anlaşılmamış, fakat halka müsbet olarak tanıtılmak istenen manaların başına da “Öz”ü yerleştirerek dikkatleri çekmek isterler. Bu mananın altında, diğer manaları dışlama veya yanlış kabul etme düşüncesinin de olduğunu hatırlatmak isteriz. Biz yazımızın başlığına, bu ikinci manayı aldık.

Evvelâ şu hakikati itiraf etmek isteriz. Kemalizm veya Atatürkçülüğün ne olduğundan ziyade, ne olmadığının ortaya çıkmasında, bir kısım “Öz Kemalistlerin” önemli roller üstlendiklerini belirtmek lâzım. Mevzunun müşahhaslaşması noktasında birkaç örnek arz edelim.

Atatürkçülük adına, Amerika’daki neocon ve neoliberal yoldaşların yardımlarıyla 12 Eylül ihtilâlini gerçekleştiren cuntacıların en önemli icraatlarından birisi, resmî dairelerde ve okullardaki tesettür yasağını uygulamalarıydı. O günün bir kısım dindarları, Kemalist ihtilâlcileri, ellerinde Zübeyde Hanım’ın resimleri olduğu halde sokaklarda yasakçıları protesto etmişlerdi. Hemen bu hadisenin akabinde; Öz Kemalistler, Türkiye’de devlet zirvesindeki kadının geçirdiği değişimleri, kare kare yayınlayarak, Kemalistleri insafa dâvet eden bir kısım Siyasal İslâmcıları mahçup etmişlerdi.

Hatırlarsanız o zamanları… Dinî cemaatleri de “dipçik ile hipnoz arasında”, cuntanın şemsiyesi altında toplamaya çalışan bir kısım yarı resmî görevliler, dindar bir M. Kemal portresi tasvir ediyorlardı. Onların bu yanlış teşebbüslerine karşı bir taraftan “İki Bine Doğru“ Dergisi, diğer taraftan Can Dündar gibi gazeteciler; M. Kemal’in kuzeyli feylesofları takip ettiğini, semavî din ve kitaplara inanmadıklarına dair, tarihî belgeler ortaya getirdiler ve “din ile barışık Atatürk sloganın”, cuntanın hizmetinde çalışan gazetecilerin, masaüstü ürünleri olduğunu izah ettiler. Tarih arşivleri bir yana, yalnızca 12 Eylül’den günümüzde yapılacak gazete arşivleri taramalarında, yukarıdaki misallerden daha acib ve güldürücü belgelere ulaşabileceğimizi biliyoruz.

ÖZ KEMALİSTLER DE AYRIŞIYOR

Hayatları devletin Amiral Gemisi’nde refah içinde geçmiş Öz Kemalistlerle, militan Öz Kemalistleri farklı kategoride değerlendirmek gerekiyor. Daha çok sivil renkli ve kuvvetin yanında yer alanları, devamlı surette popülist ortamlarda görüyorsunuz. Devletin yardımıyla Fethullah Gülen sahnelerde kamuoyuna tanıtıldığında, bu tip Öz Kemalistlerin çoğu hem o sahnelerde ve hem de sahne sonrasında kurulan sofralarda yer alıyorlardı. Bu kareler içinde, o zamanı yaşadığı halde söz konusu cemaatten hediye almamış “Öz Kemalist“ gazeteci, tüccar, yüksek bürokrat ve siyasetçinin hemen hemen olmadığı düşüncesindeyiz. Bunun yalnızca bir iddia olmadığını, o zamandaki gazetelerin birinci sayfalarını çevirenler elbette anlayacaklardır. Milletin ahlakî değerlerini itibarsızlaştırırken, bilhassa sefahet ve kadın üzerinden rakiplerine saldıran bu kemalistlerin, ihtilâl arefelerinde, demokrasi ve demokratlara salladıkları “irtica sopasını“ da unutmamak gerekiyor. Çoğunlukla global neoliberallerin projelerinde yönetici olarak çalışan bu grubun en önemli diğer bir özelliği de; sıkça renk veya kostüm değiştirebilme kabiliyetleridir.

Bu renklilerin renksizlerle, zaman zaman kamuoyu önünde, medyadaki tartışmalarından hayır bekleyenler, atışmayı ciddiye alabilirler. Fakat, bağlı bulundukları merkezî istibdadın o tartışmaların tırmandırılmasına müsaade etmediğini, demokratlar iyi bilmelidirler.

ÖZ KEMALİSTLERDEN DAHA DONANIMLI MİLİTAN KEMALİSTLERE GELİNCE…

Medyalarında; müstehcenliğe, sefahate, magazin ve müptezelliğe fazla yer vermeyen bu Kemalistlerin, önemli bir misyon icra ettiklerini yukarıda arz etmiştik. Kemalizm çevresinde tarihî menkıbelere dönüşmüş birçok hurafeyi Atatürkçülükten temizleyen bu grubun çalışmaları takdire değer. Meseleyi belki de Fransız İhtilâlinden 1871 Paris İhtilâline, oradan “Şimal Cereyanına“, sonra 31 Mart’tan 1917 Devrimine; materyalist felsefenin çizdiği yoldan ayrılmadan bilimsel olarak takip eden bu “Öz Atatürkçülere“ hem Avrupa solu ve hem de Türkiye solu müteşekkir olmalıdır. M. Kemal’i ve devrimlerini faşistlere bırakmayan bu zümre; onun hangi felsefî kitapları okuduğunu, Berlin askerî ateşeliği sırasında Avrupa’da kimlerle görüştüğünü, bilhassa 1921´den sonra Lenin ve Troçki ile olan münasebetini çok iyi biliyorlar. Kemalist devrimlerle sosyalist devrimler arasındaki irtibat ve tenasübü onlar kadar ortaya koyan da azdır.

Kemalizm’in; gericilik, irtica ve hurafe ile mücadelede neyi ve kimleri hedef aldığını; zaman, kahraman ve belgeleriyle gün yüzüne çıkaranlara en çok kızanların da, renkli Kemalistler olduğunu tekrar belirtmiş olalım.

Dindar oldukları halde “Atatürkçülük“ maskaralıklarına bürünenlerin üzerlerindeki örtüleri tutup çeken hakikî Atatürkçülerin; St. Petersburg ihtilâli ve kahramanlarıyla, M. Kemal ve yol arkadaşlarının gerçekleştirdikleri devrimler arasında kurdukları irtibatlar da burada önem kazanıyor.

Kanaatimizce, Türkiye renksiz öz Kemalistleri tanıdıkça, hakikî Atatürkçülüğün mahiyetini de öğrenecek ve Kemalizmden geçinen patronların da resimlerini daha net görebilme imkânına kavuşacağız.

YAZDIR

Almanya İslam Konseyi Din Şurası Sözcüsü / Eğitimci – Yazar

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*