Kuran Mehdi ve Deccalden bahsediyor mu?

Mehdi, Deccal, Süfyan kıyametin en büyük alametleri arasında sayılmış. Yani bu zatların zuhurundan ve insanlık dünyasında gözükmesi sonrasında kıyamet kopacaktır. Hatta Mehdi ve Deccal mücadelesi o kadar önemlidir ki, Hz.İsa(as) dahi semadan nüzul ederek Mehdi’ye Deccale karşı mücadelesinde yardımcı olur ve Deccali beraber öldürürler.

Yani Mehdi ve Deccal hadisesi insanlık tarihinin belki de en önemli mücadelesidir. Peki bu hadise ve mücadele bu kadar önemli ise, Kuran, Mehdi ve Deccalden bahsetmiş midir? Bu mühim konuya kendi ayetleri içinde yer vermiş midir?

Bu sualin cevabı için öncelikle Risale-i Nurdan bir anekdot aktarıyoruz:

“Bir kavle göre, Kitâb-ı Mübîn, Kur’ân’dan ibarettir. Yaş ve kuru herşey içinde bulunduğunu, şu âyet-i kerime beyan ediyor. Öyle mi? Evet, herşey içinde bulunur. Fakat herkes herşeyi içinde göremez. Zira muhtelif derecelerde bulunur. Bazan çekirdekleri, bazan nüveleri, bazan icmalleri, bazan düsturları, bazan alâmetleri, ya sarahaten, ya işareten, ya remzen, ya ibhâmen, ya ihtar tarzında bulunurlar. Fakat ihtiyaca göre ve maksad-ı Kur’ân’a münasip bir tarzda ve iktizâ-yı makam münasebetinde, şu tarzların birisiyle ifade ediliyor.(Sözler, s. 342)”

Kuran Mehdi ve Deccalden bahsediyor mu?

Mezkur ifadeye göre, “Kuran Mehdi ve Deccalden bahseder mi?” sualinin cevabı açıkça “evettir.” Yani, Kuran’da her şey bulunur, bu nedenle Mehdi ve Deccal konusu da bulunur. Fakat nasıl ve hangi derecede bulunur? Bu sorunun cevabı da, “ya sarahaten, ya işareten, ya remzen, ya ibhamen, ya ihtar tarzında bulunurlar” cümlesinde saklı.

Demek ki Kuran, kainatın tüm bilgisini ihtiva ettiği gibi Mehdi ve Deccal gibi ahir zamanın en büyük hadisesinin de bilgilerini bünyesinde barındırıyor. Ya açık ve net olarak, ya da bazı işaretler nevinden bu bilgileri insanlığa bildiriyor. Bu bilgiler de işin ehli tarafından keşfedilerek insanlığa ilan ediliyor. Risale-i Nurdaki Birinci Şua, Beşinci Şua gibi eserlerde beyan edilen hakikatler bu doğrultuda ifade edilmiştir.

Kuran’da anlatılan insanlık tarihi

Kuran’ın en önemli hedeflerinden birisi de insanlık tarihini Hz. Adem zamanından başlayarak ta haşir sonrası ve Cennet ve Cehennem hallerine kadar tafsilatlı bir şekilde anlatmasıdır. Bu tarihi hakikatler içindeki en önemli kıssalardan birisi ise, hiç kuşkusuz, Hz. Adem ile İblis arasında geçen olaylardır. Kudret-i İlahi Hz. Adem’i yarattıktan sonra, meleklere ve İblise secde emri vermiş ve İblis secde etmeyerek Allah’ın emrine açıkça karşı gelmiş ve böylece insan nesline karşı büyük bir savaşa girişmişti.

İşte dünya yüzündeki bu mücadele Hz. Adem ile İblis arasındaki mücadeledir. Ya da hak ile batıl, iman ile küfür, iyi ile kötü arasındaki mücadeledir. Hz. Adem peygamber olduktan sonra bu mücadele Peygamberler ile Peygamberlerin davasına karşı çıkanlar arasında devam edip gelmiştir. Bir tarafta Peygamberlerin davasını kabul edenler sıddıklar, şehitler, veliler, müminler ve Müslümanlar ve iyi insanlar olarak tanımlanmış; diğer tarafta ise İblise tabi olan kafirler, müşrikler, münafıklar ve fasıklar, zalimler ve kötü insanlar olarak teşhis ve tespit edilmiş. İşte Mehdi de hak tarafında, Deccal ise İblis tarafında mücadele eden sembol isimlerdir.

Kuran mücadele eden tarafları sembolik olarak tanımlar

Kuran insanlık tarihindeki bu büyük mücadeleyi olaylar ve semboller üzerinden ifade eder. Bazı durumlarda Peygamber isimleri açıktan zikredilirken, İblis adına hareket eden insanlar genellikle unvanları ile zikredilir. Hz. Adem ve İblis, Habil ve Kabil, Hz. İbrahim ve Nemrut, Hz. Musa ve Firavun gibi. Kuran’da çok nadir olarak bahsedilen bir isim olan Ebu Leheb dahi gerçek bir isim değil, bir lakap ve unvandır.

İşte hakkın ve imanın karşısında olanlardan olan Firavun ve Ebu Leheb, Nemrut, Kavm-i Hud, Kavm-i Lut, Semud kavmi gibi bir çok isim zulmün ve küfrün temsilcisi olan bazı zalim toplulukları ve öncüleri olan bazı zalim eşhası ifade eder. Bu fikirlerden yola çıkılarak, ahir zamandaki en büyük hadise olan Mehdi ve Deccal mücadelesi de insanlık tarihinin en büyük hak ve batıl mücadelesi olarak Kuran’da işaret nevinden zikredilmiştir, denilebilir.

Talut ve Calut kıssası

Mehdi ve Deccal mücadelesine misal olması açısından en önemli kıssalardan birisi de Talut ve Calut hikayesidir. Bu konu doğrudan ve açık olarak bir hak ve batıl mücadelesidir. Üstelik taraflar tam da Mehdi ve Deccal benzeri bir mücadele örneği gösterirler. Zira Talut doğrudan peygamber hesabına, Mehdinin de Resullulah’ın halifesi olduğu gibi, yani hak uğruna mücadele eder. Calut ise İblis hesabına, yani zulüm ve batıl tarafında mücadele eder. İşte bu mücadelenin bir benzeri de ahir zamanda Mehdi ve Deccal mücadelesidir.

Bu da gösteriyor ki bu büyük mücadele, yani hak ve batılın mücadelesi en son olarak Mehdi ve Deccal arasında olur. Bu nedenle bu kıssalardaki şifreleri en iyi anlayan ve tefsir eden Resul-u Ekrem (asm) bir çok hadisinde Mehdi ve Deccalden bahsetmiş, Kuranın mücmel ve sırlı olarak verdiği haberlerin geniş bir şekilde izahını yapmıştır. Unutmayalım ki Peygamberimizin (asm) beyan ettiği her bir hakikat vahye dayanmaktadır.

Risale-i Nurda bir çok ayetten elde edilen ve işaret nevinden olan bilgiler mevcuttur

Mehdi ve Deccal ile ilgili Risale-i Nurda Kuran’da geçen ayetler üzerinden bir çok bilgi yer almaktadır. Mesela Birinci Şua baştan sona tüm yönleri ile ahir zaman hadiselerinden bahseder. Kuran’da geçen işaret nevindeki bilgi ve sırları açığa çıkarır. Orada verilen tarihler ve bilgiler ise şimdiye dek yaşanan olaylar tarafından doğrulanmış ve tasdik edilmiştir.

Birinci Şua gibi Risale-i Nurun muhtelif bölümlerinde benzer konulardan bahsedilmiş, Meyve Risalesinin Zeyli gibi, Kuran’ın bu asırdaki zuhur eden dehşetli hadiselere karşı uyarıları ve ikazları beyan edilmiştir. Zaten Risale-i Nur bizzat kendisi, başlı başına ahir zaman olaylarına karşı hak tarafında mücadele eden en büyük bir Mehdi delilidir.

Kuran’da Mehdi ve Deccal hadisesine işaret eden sarih ifadeler

Kuran insanlık tarihindeki hak ve batıl mücadelesinin safhalarına ve taraftarlarına Peygamberler üzerinden sarih olarak, Hz. Musa ve Firavun gibi, ifade ederken; bir çok mücadeleyi de işaret ve sırlı olarak anlatmış. Fakat ahir zaman hadisleri çok dehşetli olması nedeniyle bazı ayetlerde sarahata yakın tanımlar yapılmış. Tabi ki bu ifadeler yine imtihan sırrına göre bir ölçüde perdeli ifadelerdir. Her şeyin net olarak açıklanması imtihan sırına ve hikmet kanunlarına aykırı bir durumdur. Bu dünya ise hikmet dünyası olmasından gelecekteki hadiseler hep sırlı ifadelerle beyan edilmiş.

İşte bu noktada sarih manalar ifade eden iki mühim konuyu nazarlara sunuyoruz:

Birincisi Vakıa Suresindeki kavimler:

Vakıa suresinde, insanların “ashabü’l-meymene” (ashabü’l-yemîn), “ashabü’l-meş’eme” (ashabü’ş-şimal) olarak tasnif edilmesi bu konuda sunacağımız önemli bir delilidir. Tefsirlerde “ashabü’l-meymene” (ashabü’l-yemîn)” kavimleri sağ tarafta duran, amel defteri sağdan verilen hayırlı ve hak üzere olan bir kavim olarak tanımlanmakta. “Ashabü’l-meş’eme” (ashabü’ş-şimal) ise solda duran, amel defteri soldan verilen ve hayırsız, uğursuz bir kavim olarak tanımlanıyor.

Risale-i Nurda Deccal dinsizlik akımları olarak tanımlanmış. Bu dinsizlik cereyanlarının asrımıza yansıyan isim ve sıfatları ise tabiatçılık, tesadüfçülük ve materyalist felsefedir. Bunlar ise genel itibari ile Sosyalizm, Marksizm ve Komünizm olarak bilinir. Tüm bu akımların ise genel adı “solculardır.” Dikkat edilir ise bu akımların genel sembolü sol ellerini havaya kaldırıp kendi düşünce ve fikirlerini bu hareketle sembolize etmeleridir. Son asırda yaşadığımız bu hal ise, Vakıa Suresindeki “Ashabü’l-meş’eme” (ashabü’ş-şimal)“ tanımlamalarına son derece uygun bir tanımdır. Demek ki Ashab-ı Meymene, Mehdi tarafını belirler iken, “ashabü’ş-şimal” ise doğrudan Deccal tarafını tespit ve teşhis etmektedir.

Hud Suresindeki Said’ler ve Şaki’ler

Ahirzaman hadiseleri çok dehşetli vakıalardır. Mehdi ile Deccal arasında çok şiddetli bir mücadele olacağı hadis-i şeriflerde beyan edilmiş. Hatta Deccalin insanlık tarihindeki en dehşetli bir dinsizlik cereyanı olduğuna dikkat çekilmiş. Elbette ki, bu dehşetli olaylar ve hak ve batıl adına yapılacak bu tarihi mücadele Kuran’da yer alacaktır. Evet bu dehşetli hadiselere Kuran işaret etmiş. Risale-i Nurda bahse konu olan Birinci Şua ilgili ayetlerden bahseder.

Fakat bu önemli mücadele Hud Suresinde işaretin ötesine geçilerek sarih bir şekilde ifade edilir. Tabi ki yine imtihan sırrı içinde. Zaten Kuran ayetlerinde baştan sona imtihan sırrına göre hakikatler beyan edilir. Bu nedenledir ki Ay’ın yarılmasını gözleri ile gördükleri halde o zamanın müşrikleri inkar etmişler. Yani gözle açık görünen bir mucizede dahi imtihan sırrı devam etmektedir.

Bu sırra göre şimdi nakledeceğimiz sarih ifadeye de bu nazarla bakılabilir.

İşte Hud Suresi 105.ayet:

يَوْمَ يَأْتِ لاَ تَكَلَّمُ نَفْسٌ إِلاَّ بِإِذْنِهِ فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَعِيدٌ

Yevme ye’ti lâ tekellemu nefsun illâ bi iznihi fe minhum şakıyyun ve said(saidun).

“O gün insanlardan şakiler ve saidler vardır.”

İşte Hud Suresindeki mezkur ayette “Said’lerden ve şakilerden” bahsediyor. Sarih olarak hak için çarpışan Mehdi’nin Said’ler tarafında, İblis hesabına çalışan Deccalin ise “şakiler” tarafında olduğunu bizlere açık ve net bir şekilde bildiriyor.

Peki niçin bu ayette sarih bir isimle zikredilmiş?

Cevap:

“Sen bu zamanın hâdisâtına, fitne-i âhirzaman diyorsun. Halbuki hadîste vârid olmuş ki, âhirzamanda Allah Allah (c.c.) denilmeyecek; sonra kıyamet kopacak.

Elcevap: Evvelâ: Fitne-i âhirzamanın müddeti uzundur; biz bir faslındayız.” sıırınca ahir zaman hem çok uzun, hem de çok dehşetli bir zamandır. Bu dehşetli zaman süreci içinde ise iman ve Kuran hesabına mücadele eden mühim bir taifeyi, o taifenin önünde bulunan bir Kuran hadimin ismi ile zikreder. İşte bu hakikat Üstad Bediüzzaman tarafından, “Bu beyanat-ı medhiye Said’e ait değildir. Belki Kur’ân’ın bir tilmizini, bir hadimini “Said” (r.a.) lisanıyla ve haliyle tarif eder, ta hizmetine itimad edilsin.” şeklinde tanımlanmıştır.

Özetlersek:

Kuran Mehdi ve Deccalden bahsetmektedir.

Ancak bu bahisler daha çok işaret ve remiz tarzında olmaktadır.

Ahir zaman çok dehşetli olduğundan hak tarafında olanlar “Said’ler”, batıl tarafındakiler ise “şakiler” diye sarih olarak ifade edilmiştir.

Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Buraya kadar bahsettiklerimiz ise elbette ki bizim görüş ve düşüncelerimiz. Bu nedenle bu görüşler her türlü tenkit ve tavsiye açıktır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*